1 Mart 2014, Özel Şişli Terakki Ortaokulu

“İyiyle kötünün ne olduğunu dayatmak, çocuğu insanlıktan çıkarır.”

Günışığı Kitaplığı tarafından 1 Mart’ta Özel Şişli Terakki Ortaokulu’nda yedincisi düzenlenen Eğitimde Edebiyat Semineri, arayışlarının peşinden gitme cesareti gösteren katılımcıların yoğun ilgisiyle gerçekleşti. Yurdun dört yanından gelen 360 eğitimci, felsefe ve edebiyatın özgürleştirici etkisi üzerine tartıştı.

 

EN7A1472-2rkçe’ye çevrilen 25. kitabı ve 700 bine yakın satış rakamıyla fenomen haline gelen “Çıtır Çıtır Felsefe dizisinin yaratıcısı Brigitte Labbé’nin unutulmaz kapanış konuşmasının damgasını vurduğu 7. Eğitimde Edebiyat Semineri, 1 Mart 2014 Cumartesi günü Özel Şişli Terakki Ortaokulu’nun katkılarıyla gerçekleşti. Çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatının uzman yayınevi Günışığı Kitaplığı’nın 2010 yılından beri düzenlediği seminere öğretmen, kütüphaneci, akademisyen ve eğitim yöneticileri yoğun ilgi gösterdi. Usta konuşmacılar çocuk ve gençlik edebiyatının önemli başlıklarını masaya yatırırken, öğretmenler öğrencileriyle uyguladıkları yaratıcı okuma çalışmalarını meslektaşlarıyla paylaştı.

“Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinin Türkçe’ye çevrilen 25. kitabı onuruna İstanbul’da eğitimcilerle buluşan ve bir hafta boyunca da çocuklarla İstanbul’un farklı semtlerinde bir araya gelecek olan Fransız yazar Brigitte Labbé kapanışta yaptığı konuşmada, dizinin kitaplarından yola çıkarak çocuklarla yıllardır yaptığı felsefe sohbetlerinde edindiği değerli birikimi paylaştı. Felsefe gibi zor bir alanda evrensel bir ilgi yaratmayı başaran ve Türkiye’de de her kitabı onlarca baskı yapan felsefe dizisinin yaratıcısı Labbé, Türkiye’deki gelişmelerden haberdar olduğunu belirterek başladığı konuşmasında, çocuklarla felsefe yapmak için gereken fiziksel koşullardan ve çocukların yargılara, değerlendirmelere indirgemeden düşünebilme yetisinden söz etti. “Demokrasinin en önemli koşulu uyanık vatandaşlardır,” diyerek tüm dünyada demokrasinin tehdit altında olduğunu vurguladı. Çocuklara neyin iyi, neyin kötü olduğunu dikte edersek, düşünmelerine izin vermemiş olacağımızı, yani onları insanlıktan çıkaracağımızın altını özellikle çizdi. “Küçük yaştan sorgulama başlamazsa, düşünmelerine eşlik edilmezse, onları kendi ellerimizle, dışarıdan manipülasyona açık bireyler haline getiririz. Bir siyasi liderin, bir şirket patronunun ya da bir dini liderin rahatlıkla yönlendirebileceği kişilere dönüşürler,” ifadelerini kullandı. Konuşmanın ve düşünceleri paylaşmasının özel önemine değinen Labbé, bazı çocukların da dinleyerek bu paylaşıma katıldıklarını söyleyerek, önemli bir konuya değinmiş oldu. Konuşmasını, “Çocukların kendilerine sordukları sorulara eşlik etmeden, kendilerine sormadıkları soruları cevaplamalarını istiyoruz,” diyerek sonlandırdı. Labbé, çocuklarla felsefe yapma konusunda kendi başarı ve başarısızlıklarını da samimi bir dille öyküleştirerek, anekdotlar ve görüntülerle belleklerde iz bırakacak bir konuşma yaptı.

EN7A0912-2 - KopyaYazar Mine Soysal ve eğitimci Mehmet Aksoy’un, eğitimin edebiyatla temas ettiği pek çok ayrıntıyı irdeleyerek “eğitimin edebiyat karnesi”ni değerlendirdikleri renkli tartışmada, 100 Temel Eser ve çağdaş çocuk ve gençlik edebiyatı önemli konulardan biri oldu. Onuncu yılına giren 100 Temel Eser'in müfredattan çıkarılması talebini dile getiren Mine Soysal, çocuğun zamanı geldiğinde keyifle okuyacağı bir metinle çok erken yaşta karşılaşması sonucu küçücük edebiyat hevesinin kırıldığını ve bunu istemediklerini ifade etti. Edebiyatın amacının, çocuğu istediğimiz gibi biçimlendirmek ve metnin belli bir şeye hizmet etmesini sağlamak mı yoksa çocuğa edebiyatı sevdirmek mi olduğu sorusundan yola çıkan Mine Soysal ve Mehmet Aksoy, bu tartışmalı konuyu katılımcılarla da paylaşma olanağı buldu. Öğretmenlerin, kütüphanecilerin de çok okumak zorunda olduğunun ifade edildiği oturumda, çağdaş edebiyat örneklerinin çok az bilindiği, o yüzden öğretmenlerin klasiklere yöneldiği belirtildi ve çağdaş edebiyat örneklerinin hızla okunması gerektiğinin altını çizdiler. Çağdaş çocuk edebiyatının da klasikler kadar bilinmesi gerektiğinin altı çizildi. Sansürün gündelik yaşamlara kadar sızdığı ve ebeveynlerin öğretmenleri, okulları sıkça şikâyet ettiği günümüzde, öğretmenin “yanlış yaparsam soruşturmaya uğrarım” korkusunu fazlaca hissettiği belirtildi. Mehmet Aksoy, bu noktada edebiyat öğretmeninin öncü olması gerektiğini vurguladı. Oturum, büyüklerin iyiyle kötünün, uygun olanla olmayanın seçimini çocuklar yerine yapmayı bırakması gerektiği; seçimleri çocuklara bırakmanın ve onların edebiyatın büyüsüyle karşılaşmaya hazırlamanın zamanının geldiği ifadeleriyle sona erdi.

EN7A1128-2Şair, yazar ve yayıncı Turgay Fişekçi, yıllarını edebiyatla yoğrularak geçirmenin deneyimiyle, edebiyat tarihimizin önemli isimlerinin öğretmen-öğrenci ilişkilerinden yola çıkarak “mucizevi” karşılaşmalardan bahsetti. Her karşılaşmanın bir mucize olduğunu belirten Fişekçi, öğretmenle öğrenci karşılaşmasının da bir mucizeye ve çok derin bir ilişkiye dönüşebileceğini belirtti. Bu ilişkiden bol sayıda örneğin edebiyatımızda da olduğunu anlatan Fişekçi, Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Yahya Kemal’e, Orhan Veli’den Nâzım Hikmet’e birçok edebiyatçımızın öğretmen-öğrenci ilişkisinin hikâyesiyle zenginleştirdiği konuşmasında, eğitimin bilgi vermekten çok insanların duygularının eğitilmesi olduğunu söyledi. “Bir yazarın yapıtı, eserleridir,” diyen Fişekçi, “öğretmenlerin eserleri de öğrencileridir,” ifadesini kullandı. Son olarak, öğretmen-öğrenci ilişkisinin bitmeyen bir ilişki olduğunu söyleyen Fişekçi, öğrencinin öğretmenden yıllar geçse bile öğrenebileceği çok şey olduğunu, öğretmende izi kalmasa bile öğrencide bu izin yıllarca yaşadığını söyledi. Bu öğrenci-öğretmen etkileşiminin en temel yolunun da sanat ve edebiyattan geçtiğini ifade etti. Türkçe eğitim uzmanı Doç. Dr. Nermin Yazıcı, insanın anlam üreten, dilsel bir varlık olduğunu ve kültürün insanın içine dilin açtığı yarıklardan girdiğini ifade ederek başladığı konuşmasında, eğitimi, bireye gelişebileceği kategorilerde incelik kazandırma sanatı olarak tanımladı. Edebiyatın değeri konusunda soru işaretlerimizin olmadığını ama asıl belirleyicinin yöntem olduğunu ifade eden Yazıcı, soru sormanın edebiyat eğitiminin temelinde olduğunu ve “zihni döllediği”ni söyledi. Yazıcı, çocuğun elinden edebiyatı almanın, onun hayatını çalmak olduğuna inandığını sözlerine ekledi. Günlük dile girmiş metaforlardan yola çıkarak, metindeki tek kelimeden bile öğrencilerle çok kapsamlı çalışmalar yapılabileceğini söyleyen Yazıcı, metnin öğrenciye ve öğretmene sonsuz yollar açtığını belirtti. Edebiyata tutunarak insanların kendi küçük hayatlarından ve sınırlarından dışarı çıkabildiğini belirten konuşmacı, zengin örnekleri ve etkileyiciyi konuşmasıyla katılımcılardan büyük ilgi gördü.

EN7A1211-2Prof. Dr. Bülent Yılmaz ise konuşmasında öğretmen ve kütüphanecinin işbirliğini ele alarak yeni ufuklar açtı. Kütüphaneciyi, bilgiye erişimle ilgili yeterli becerisi olan kişi olarak tanımlayan Yılmaz, kütüphane olmazsa nitelikli eğitimin olamayacağını söyledi. Tek kitaplı ve tek öğretmenli eğitimin, bir sınıftaki her bir öğrencinin aynı zekâ düzeyinde, aynı yeteneklere ve ilgilere sahip olduğu varsayımından yola çıktığını belirten Yılmaz, aslında her bir öğrencinin farklı olduğunu ve kütüphane ile araştırmayı zorunlu kılan temel sebebin de bu olduğunu ifade etti. Öğrenciyi içinde bulunduğumuz karmaşık yaşama yalnızca bir kişinin hazırlamasının mümkün olmadığını, bu nedenle de eğitimcinin ve kütüphanecinin işbirliğinin eğitimde büyük farklar yaratacağının altını çizdi. Yılmaz, nitelikli bir kütüphaneci-öğretmen işbirliği için önerilerini katılımcılarla paylaştı.

Özel Şişli Terakki Ortaokulu öğretmenleri Nergis Devrim ve Derya İlhan, Tolga Gümüşay’ın Hazırlıksız romanından yola çıkarak öğrencileriyle birlikte gerçekleştirdikleri; söyleşi, anı metni yazımı ve dijital görselleştirme gibi uygulamaları içeren yaratıcı okuma çalışmalarını meslektaşlarıyla paylaştılar. Öğrencilerinin, Hazırlıksız kitabı sayesinde insanın kendi ayakları üstünde durması, arkadaşlık, yalnızlık gibi kavramları tartıştığını; bu çalışmalar sayesinde düşüncelerini somutlaştırabildiklerini anlattılar. Melih İsfendiyar İlkokulu öğretmeni Feyzullah Coşkun ise İrem Uşar’ın Lataşiba romanını eksen alarak uyguladığı resim, şiir ve sunumlardan oluşan yaratıcı okuma uygulamasını sundu. Çocukların şiirlerinin, resimlerinin de gösterildiği sunumda, Coşkun çocukların aslında özgür olduğunu, sınır tanımadıklarını ifade etti ve onların özgürlük alanını sınırlandıran acaba bizler miyiz sorusunu tartışmaya açtı. Coşkun, “Biz çocukların önüne hazır program koyuyoruz, oysa onlar kendileri program üretebiliyorlar,” ifadesine de yer verdi.

İlerici söylemiyle katılımcılara yeni düşünceler, çağdaş yaklaşımlar ve yöntemler sunan organizasyon, 2014-2015 öğretim yılında düzenlenecek sekizinci seminerde, edebiyatın ve özgür düşüncenin yüceldiği günlerde buluşmak umuduyla sonlandı.


08.30              Kayıt ve ikramUntitled-1

09.30              Açılış

09.45              Edebiyat Eğitimde Ne İşe Yarar?
                        Doç. Dr. NERMİN YAZICI

10.30              Uygulama SunumuHazırlıksız için Bir Hazırlık Yolculuğu
                        NERGİS DEVRİM, DERYA İLHAN – Özel Şişli Terakki Ortaokulu

11.15              Kahve molası

11.35              Uygulama Sunumu: Öğrencilerimle İki Kentin Arasında – Lataşiba
                        FEYZULLAH COŞKUN –
Melih İsfendiyar İlkokulu                                                                              

12.20              Eğitimin Edebiyat Karnesi
                        MİNE SOYSAL, MEHMET AKSOY

13.00              Öğle yemeği

14.00              Bir Ustanın Gözünden Edebiyatın Eğitimdeki Yansımaları
                        TURGAY FİŞEKÇİ

14.45              Öğretmen ve Kütüphane: İşbirliği ve Yeni Yaklaşımlar
                        Prof. Dr. BÜLENT YILMAZ

15.30              “Çıtır Çıtır Felsefe” Dizisinin Yazarı Eğitimcilerle Buluşuyor
                        BRIGITTE LABBÉ (Ardıl çeviri yapılacaktır.)

16.30              Kapanış