Mine Soysal - Patikalardan

Sansür bizi öldürüyor!

Bu sabah, Facebook sayfamda dün yazdıklarımı okuyunca dehşete düştüm: “Sansür giderek hızlanıyor. Sansür ülkemizi yaşanmaz, insanımızı yeni ve değişik düşünmez kılıyor. Sansür bizi öldürüyor.” (Buraya kopyalarken yine okudum, yine dehşete kapıldım!)

6 Şubat’ta çıkarılan “torba yasa” kapsamında, 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun‘da öngörülen değişiklikler, tüyler ürpertici… İstenen değişiklikleri bilmek, amaçlananı anlamak çok önemli.

Edebiyat Haber sitesinin konuya ilişkin görüşlerine başvurduğu deneyimli gazeteci Doğan Akın’dan seçtiğim şu alıntılar bilgi verici. Kaynak metin: Edebiyat Haber

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2013 verilerine göre, ülkemizde internet erişimi olan hanelerin oranı %49.1. Yani her iki evden birinde internete erişim var. 16-74 yaş arasındaki nüfusun yüzde 49′u internet kullanıyor; her dört kullanıcıdan üçü de internette “haber, gazete veya dergi” okuyor. Bu oranlar, her yıl artış yönünde değişim gösteriyor.

Yaklaşık 40 milyon insanın hayatının ayrılmaz bir parçası olmuş internetle ilgili son derece önemli hükümler içeren bir yasa teklifi için internet yayıncılarının, haber sitelerinin, bilişim ve ceza hukukçularının, bu konuda görüşü önemli sivil toplum kuruluşlarının düşünceleri alınmadı…

Toplumun bütün kesimlerini, nüfusun yarısından fazlasını ilgilendiren internet düzenlemeleri, milletvekillerince bağımsız bir yasa teklifi veya hükümet tarafından bağımsız bir yasa tasarısı olarak gündeme getirilmedi; AKP milletvekillerinin yasa teklifi, yaklaşık 130 madde içeren bir “torba kanun”un içine itildi.

Birbiriyle ilgisiz onlarca konu ve onlarca kanunda değişiklik yapan tek bir kanuna “torba kanun” deniyor. Son torba kanunun resmi adı, internet ve içerdiği onlarca konuyla ilgili olarak tek bir ipucu bile vermiyor; “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” başlığını taşıyor.

Eskisi, 23 Mayıs 2007’de Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren ve tam adı “İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun” olan 5651 sayılı yasaydı.

İnternet sitelerine erişimin hangi durumlarda engelleneceğini düzenleyen “katalog suçlar” 5651 sayılı yasada internet sitelerine erişimin engellenmesine dayanak olarak gösterilen “suç listesi”ni ifade ediyor. Bu listede sayılan “suç”ların işlendiğine kanaat getirilmesi durumunda idare ya da yargı internet sitesine erişimi derhal engelleyebiliyor.

Katalog suçlar yasanın 8. maddesinde sayılıyor: 1- İntihara yönlendirme, 2- Çocukların cinsel istismarı, 3- Uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanımını kolaylaştırma, 4- Sağlık için tehlikeli madde temini, 5- Müstehcenlik, 6- Fuhuş, 7- Kumar oynanması için yer ve olanak sağlama. TCK’da yer alan bu fiiller dışında, Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkında Kanun’da yer alan suçlar da 8. maddede “katalog suçlar” arasında sayılıyor.

Katalog suçlara ilişkin takibi Bilgi Teknolojileri İletişim Başkanlığı’na (BTK) bağlı Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) yapıyor. Ancak katalog suçlar dışında kalan yayınlara ilişkin başvuru, ihbar ve şikâyetlere ilgili mahkemeler bakıyor. Örneğin “hakaret” suçuna ilişkin bir başvuruyla TİB değil, mahkemeler ilgileniyor. Bu nedenle bazen bir mahkemenin kapatma kararı aldığı bir siteden BTK veya TİB’in haberi olmayabiliyor… Bazı mahkemelerin aldığı kararlar arasında “Youtube’un erişiminin bütün dünyada engellenmesi” gibi, internetin doğasına aykırı hükümler de bulunuyor.

Tartışma “müstehcenlik” tespitiyle erişimin engellenmesine odaklanmıştı… Kimine göre estetik bir görüntü, başkasına göre erotik, müstehcen veya pornografik bulunabiliyor. İnternette bedelsiz “aile” ve “çocuk” filtreleri bulunmasına rağmen, tanımı çok tartışmalı olan müstehcenliğe “nerede görülürse görülsün, yok edilmesi gereken bir tehdit” olarak yaklaşılması ve erişimi engellerken yargı kararı aranmaması ciddi sorunlar yaratıyor.

Türkiye, internette giderek “yasakçı” eğilimleriyle öne çıkan bir ülke olarak değerlendiriliyor. Avrupa Birliği’nin Ekim 2013′te açıkladığı son Türkiye İlerleme Raporu’ndan:

“İnternet sitelerinin orantısız kapsam ve süreyle yasaklanması devam etmiştir. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB), yasaklanan internet siteleriyle ilgili olarak, Mayıs 2009’dan bu yana bir istatistik yayımlamamıştır. Yasaklanan internet sitelerini takip eden bağımsız bir internet sitesinin Eylül (2013) ayında yaptığı açıklamaya göre, Türkiye’de 32 binden fazla internet sitesine erişim sağlanamamaktadır.” (Sayfa 53)

“İfade özgürlüğünü sınırlayan ve vatandaşların bilgi edinme hakkını kısıtlayan, İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’un Avrupa standartlarına uygun olarak revize edilmesi gerekmektedir.” ( Sayfa 53)

“İnternet kullanımını düzenleyen kanun, siyasi ve ahlaki olarak uygunsuz bulunan bazı LGBTI ve diğer bazı internet sitelerine karşı kullanılmıştır. Görevi yaptırmamak için bir memura karşı direnmeye ilişkin Ceza Kanunu hükmü, taciz suçlamalarına karşı çıkmak amacıyla sık sık kullanılmıştır. (Sayfa 60)

Mevcut yasanın 9. maddesine yapılan bir ekle, bugüne kadar sadece “müstehcenlik” ve “çocukların cinsel istismarı”yla bir ölçüde sınırlı tutulan idarenin doğrudan erişim engelleme yetkisi son derece esnek ve tartışmalı kavramlarla, alabildiğine genişletiliyor. Mevcut yasanın 9. maddesine “Özel hayatın gizliliğinin veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerine bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde erişimin engellenmesi doğrudan başkanlık tarafından yapılır” hükmü eklenmek isteniyor…

Mevcut yasaya, yargı kararına ihtiyaç duymadan TİB’in doğrudan erişim engelleme yapması için eklenmek istenen hüküm sadece “özel hayat” demiyor. Sınırları son derece tartışmalı olan bu kavramın yanı sıra “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerine bağlı olarak” da TİB’in doğrudan erişim engellemesi yapmasına imkân sağlıyor. Yani hükümetin atadığı bir bürokrat, “başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak” gibi hiçbir sınırı bulunmayan uçsuz bucaksız bir alanda istediği haberi ve görsel malzemeyi, üstelik yayını yapan internet sitesinden de habersiz olarak doğrudan yayından kaldırabilecek.

“Özel hayat” gibi, habercilikte herkes için değişik sınırları bulunan, yargının bile yıllardır standart ölçütler geliştirmekte zorlandığı bir kavram, yeni düzenlemeyle TİB ve TİB Başkanı’nın bir internet sitesindeki haberin veya görsel malzemenin doğrudan yayından kaldırılmasına gerekçe yapılmak isteniyor. Böylece, örneğin yolsuzluk iddiasıyla yürütülen bir soruşturmada hükümet üyesi olan babasıyla konuşan bir oğulun mahkeme kararıyla dinlenen telefon görüşmesine ilişkin haberlerin, yargı kararı olmadan, hükümetin atadığı bürokratlarca yayından kaldırılmasının yolu açılıyor.

İnternet kullanıcılarının bütün trafik bilgilerinin, istendiği anda idareye, yani TİB’e teslim edilmesi hükme bağlanıyor. Trafik bilgisi, internet kullanıcılarının hangi siteleri, o sitelerde hangi sayfaları ne kadar süreyle takip ettiklerini, kimlerle temasta olduklarını içeriyor. Mevcut yasada, erişim sağlayıcıların (örneğin TTNET, Superonline vs.) bu bilgileri altı aydan az, iki yıldan fazla olmamak üzere saklaması ve gizliliğini muhafaza etmeleri öngörülüyor.

Yeni düzenleme ile bu konuda iki kritik değişiklik öngörülüyor. Birincisi; trafik bilgilerini saklama süresi uzatılarak alt sınır bir yıla çıkarılıyor. İkincisi de, mevcut yasada olmayan bir şekilde, “başkanlığın (TİB’in) talep ettiği bilgileri talep edilen şekilde başkanlığa teslim etmek” yükümlülüğü getiriliyor. Böylece idare, yine yargı kararı olmaksızın, internet kullanan herkesin hangi siteleri, sayfaları ziyaret ettiğine, bu sayfalarda ne kadar kaldıklarına, kimlerle temasta olduklarına ilişkin bütün bilgileri istediği anda alabilecek. Mevcut yasada bu durum, sadece “faaliyetine son verecek içerik sağlayıcılar” için öngörülüyordu.

Erişim sağlayıcıların tek çatı altında toplanması ve yayından çıkarma, yayın durdurma gibi mahkeme veya idare kararlarının artık bu birlikçe yapılması öngörülüyor. Böylece idare artık siteleri bizzat erişime engellemek gibi icrai bir süreçten ayrılarak, daha çok karar verici ve/veya tebliğ edici bir pozisyona çekilecek. Erişim ve yer sağlayıcılar, tebliğ edilen siteler için artık mevcut yasadaki ölçüt olan “teknik imkânlar elverdiğince” değil, her durumda 4 saat içinde erişim engellemekle yükümlü olacaklar… Erişim sağlama hizmeti için birliğe üye olmak koşul haline getirilecek. Birliğin tüzüğü de, BTK’nın onayına tabi olacak.

Denetimin yargı yerine idare tarafından da yapılmasının öngörülmesi ve idarenin yetki alanının, bir hukuk devletinde kabul edilemeyecek kavramlar ve ölçülerle alabildiğine genişletilmesi. Yeni düzenlemeyle hükümetlerin atadığı bürokratlar hükümetlerin talimatları, istekleri, ihtiyaçları doğrultusunda haber alma hakkı ve ifade özgürlüğünü çok geniş bir alanda kısıtlayabilecek duruma getiriliyor. Diğer yandan, yeni düzenlemeyle, görevle ilgili suçlardan dolayı TİB Başkanı hakkında soruşturma başlatmak bakanın, TİB çalışanları hakkında soruşturma başlatmak da TİB Başkanı’nın iznine bağlanarak, yeni bir dokunulmazlık alanı açılıyor.

Bu haliyle yasalaşırsa, düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi yüksek olasılık… Diğer yandan Anayasa’nın 90. maddesi, “temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır” hükmünü içeriyor. Mevcut yasanın bile AİHM’de Türkiye’nin mahkûm edilmesine neden olduğunu unutmamak gerekir. Dolayısıyla yasanın uygulanmasında, yüksek bir ihtimal olmamakla birlikte, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni esas alacak hâkimler de çıkabilir…

Telefonlar dinleniyor, internet trafiğiniz tam takipte, servis sağlayıcılar polise dönüşüyor. Aşağıdaki basın açıklaması da işin özeti… Evet, doğru: Sansür ülkemizi yaşanmaz, insanımızı yeni ve değişik düşünmez kılıyor. Sansür bizi öldürüyor…

Yalnızca internette mi durum böyle? Hayır! Canım ülkemizde edebiyat ustalarının kitapları eksiltiliyor, engelleniyor; dünya çapında sanatçılarımızın yapıtları karartılıyor; öğrencilerine nitelikli edebiyat kitaplarını öneren öğretmenler soruşturmalara uğruyor; kızlı erkekli evlere, lokantada ne yiyip içeceğimize, nasıl bir ailemiz olabileceğine dek her şey denetlenmek isteniyor. Oysa biliyoruz ki, denetleme ve sansür korkudandır. Özgürlüklerin yoluysa bilgiden, sevgiden, güvenden, hoşgörüden geçer.

#sansüredurde


TÜRKİYE YAYINCILAR BİRLİĞİ
BASIN AÇIKLAMASI
06.02.2014

Yeni İnternet Düzenlemesi Yayınlama Özgürlüğüne Son Darbedir

Sivil toplumda yükselen kuvvetli tepki ve eleştirilere kulak asılmadan alelacele çıkarılan “torba yasa” kapsamında 5651 Sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da öngörülen değişiklikleri yayıncılık açısından son derece tehlikeli buluyoruz.

Türkiye’de erişimi engellenen internet sitesi sayısı 20 Ocak 2013 itibariyle 40 bin 582 olarak belirlenmiştir. Engelleme kararlarının yüzde 90’ı mahkeme kararı olmaksızın, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı tarafından, 2007’de çıkarılan 5651 sayılı kanuna dayanılarak verilmektedir. Mahkeme kararı olmadan internet sitesi kapatmak İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Anlaşması’na ve Anayasa’ya aykırıdır. İçerik engellemelerin kapsamını genişleten, hızlandıran ve kolaylaştıran, internet kullanıcılarının fişlenmesine neden olacak ve tüm bu geniş yetkileri yürütmeye bağlı bir kuruma veren yeni düzenlemeyle Türkiye vatandaşlarının internet üzerinden bilgiye erişme ve düşüncelerini yazılı olarak paylaşma olanağı son derece kısıtlanacaktır. Sonu gelmeyecek içerik engellemeler ve cezalarla internet haberciliği ve yayıncılığı ağır yara alacaktır.

Yayınlama özgürlüğünü engelleyecek somut bir girişim olarak bu düzenleme Türkiye’de zaten tehdit altında olan internet özgürlüğüne son darbeyi vuracak, bu konuda en yasakçı ülkeler arasında yerleşmemize neden olacaktır. Türkiye demokrasinin temel değerleri ve insan haklarına bağlılığını sürdürmek istiyorsa ifade özgürlüğünü baltalayan bu yasakçı yasama biçimleri ve etkinliklerinden bir an önce vazgeçilmelidir. Sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün düzenlemeyi ifade özgürlüğü çerçevesinde dikkatle inceleyerek veto etmesini veya kısmı veto ile gerekli düzeltmelerin yapılması yönünde karar vermesini talep ediyoruz.

Saygılarımızla,

Türkiye Yayıncılar Birliği

 

Facebook Instagram Twitter Youtube