Mine Soysal - Patikalardan

Oyunbozanlara ne yapılır?

Her gün biraz daha erken kararıyor hava. Geceler uzuyor… Şu sonbahar ayları, en çok da şu kendi halinde görünen Eylül ayı büyük kentlerde yaşayanların hayatını bütünüyle değiştiriyor. Özellikle çocuklu aileler için tatil sezonu kapanıyor ve evlere geri dönülüyor. Okulların açılmasıyla birlikte trafik yeniden ciddi bir sorun olarak varlığını hissettiriyor. Fuarlar, yeni ürünler, ihaleler, anlaşmalar derken iş yaşamında tempo yükseliyor. Tiyatrolar, opera ve bale perdelerini açmaya hazırlanırken, konserlerin, resim-heykel sergilerinin, söyleşi ve sunuşların, spor yarışmalarının, futbol liginin başlamasıyla birlikte de maçların ve diğer pek çok özel gösteri ve etkinliğin sayısı da hızı da artıyor. Kentler renkli keşmekeşlerine geri dönüyor.

Artık koskoca bir yıl var önümüzde. Biraz iş güç, biraz ders, biraz dert tasa, biraz da keyif elbette… Umarım, hepimiz 2003-2004 sezonunu bulunduğu yerin, yaşadığı anın ve sağlıklı geçirdiği her dakikanın değerini bilerek; çevresinde, ülkesinde, dünyada olup biteni izleyerek, konuşarak, katılarak, paylaşarak; kısacası dolu dolu yaşayarak geçiririz. Umarım, sıcak bayram tatilleriyle, yılbaşının umut dolu heyecanıyla, ilkbaharın baş döndüren tatlı kıpırtısıyla soluklanır, beklenmedik keşiflerde bulunuruz.

Bütün bunları anlamlı ve işe yarar kılmak için bir “ortak dil” gerekli bize. Aslında okul eğitimiyle kazanılacak bir niteliktir bu “ortak dil”. Ama biz bu ülkede ancak izleyerek ve azıcık da okuyarak tükettiklerimizle oluşturuyoruz “ortak dil”imizi. Oysa, ister okulda arkadaşlarımızla, ister işyerinde çalışan diğerleriyle, ister aile arasında, alışverişte ya da internette, hayatı çok daha kolay ve başarılı paylaşabilmek için çok daha zengin bir “ortak dil”e ihtiyacımız var.

Yalnızca izleyerek bilmeye çalışan, yani işi yarım bırakanların önünde nasıl bir yıl var acaba? Hani, televizyonda haber ve tartışma programlarını, biraz da popüler magazini takip ettiği için her şeyden haberdar olduğunu, işin kötüsü her şeyi bildiğini varsayanlar var ya, işte onlardan söz ediyorum. Evinde, okulunda hatta işyerinde kitap bulundurmayan, büyük ya da küçük henüz kendine ait bir kütüphane bile kuramamış, çevresinden kitap edinmeyi beceremeyen, bir halk kütüphanesinin kapısından adımını atmamış ya da kitapları dekor amacıyla bulundurup, bir türlü okumayı akıl edemeyen insanlar… Kitapsız, kütüphanesiz, kısacası okumadan yaşamanın, ancak ahmaklara yakıştığının farkına varmayan oyunbozanlar!

Oyunbozanlara ne yapılır? Oyunun keyifle devam etmesi için dışarı atılırlar!

Önümüzde koskoca bir yıl var. Bu yıl oyunun eksiksiz bir kadroyla, neşe içinde sürmesini diliyorum.

Facebook Instagram Twitter Youtube