Kitapların Hazır Yavrum

Okullar açılıyor. Türkçe ve edebiyat öğretmenleri, öğrencileri için yeni kitaplarını seçmiştir bile. Her dönem okuyacakları “üç ya da dört kitaplık liste”lerini hazırlamışlardır. Öğretmenler bütün bir eğitim öğretim yılı boyunca hiç rahatsızlık duymadan “özgür düşünmek”ten bahsedecekler. Veliler, çocuklarının çok kitap okudukları halde paragraf sorularında çok hata yaptıklarından yakınacaklar. Çocuklar ve gençlerse okumanın eğlenceli mi yoksa sıkıcı mı olduğuna bir türlü karar veremeyecekler. Aslında hepimiz eğitim sisteminin içine biraz daha sıkışacağız; özgür olmaktan, özgürce karar vermekten biraz daha korkacağız.

İngiltere’de çocuk bakıcılığı yaptığım zamandan kalma, herkese anlattığım harika bir anım var. Baktığım çocuklardan biri olan Grace 3,5 yaşındaydı ve yarı zamanlı olarak ana sınıfına gidiyordu. Okulda, öğrenciler her hafta istedikleri kitapları seçiyor ve velileri bu kitabı onlara okuyordu. Kitapların sonunda küçük bir değerlendirme formu vardı. “Çocuğunuz bu kitabı sevdi mi? Hangi bölümler çocuğunuzun daha çok dikkatini çekti?” gibi sorular yer alıyordu bu formda. Anne babalar da çocuğunun okuma sürecine aktif bir şekilde katılmış oluyordu.

Bir gün Grace’i okuldan almaya gittiğimde kitap seçtiğini gördüm ve ne tepki vereceğini merak ettiğim için ona bir kitap önerdim. “Bu kitaba ne dersin? Harika görünüyor.” dedim. Grace hemen hayır cevabını yapıştırıp kendi istediği kitabı seçti. Bu olaydan sonra üç ay daha Grace’e bakmaya devam ettim, çok iyi anlaşmamıza rağmen bu süre boyunca benim ona önerdiğim kitabı hiç seçmedi. Bu anıya “Bir Okur Nasıl Öldürülür?” adını verdim sonrasında. Grace, özgür olduğu bir alanda onun için karar vermeye çalıştığım için beni cezalandırdı, tıpkı bütün çocukların yapacağı gibi.

İşte, bütün çocuklar da okumaya zorlandıkları için anne babalarını ve öğretmenlerini cezalandırıyor. Ve bu cezalandırma yaşı, okur olmaya geçecekleri ergenlik döneminin başlamasından biraz sonraya denk geliyor. Zaten toplum olarak da televizyon bağımlısı bireyler yetiştirmeye dünden gönüllü olduğumuz için çocukların hayatında gerçek okur rol modeller yer almıyor. Ne yazık ki, “Babası çok gazete okur,” ya da “Evde koli koli kitap okuruz,” gibi acınası bir okuma anlayışıyla büyütülen çocuklar, okulda da “bol mesajlı” kitaplar okumaya zorlandıkları için yetişkin olduklarında hayatın sıkıcı ve yorucu temposu içinde insanı en çok eğleyecek şeyden mahrum kalıyorlar.

Milli Eğitim’in ve özel okulların ilkelerine baktığımız zaman karşımıza hep “özgür bireyler” ifadesi çıkıyor. Aslında öğretmenlerin ve velilerin yapmaya çalıştığı da “özgür bireyler yetiştirmek.” Ancak, sanırım bizim yetişkin olmaktan anladığımız başkaları adına karar vermek olduğu için, hele hele söz konusu eğitimse nedense herkes en iyiyi bildiğini düşünüyor; en iyiyi bildiği için başkası için de en iyiye karar verebilir olarak görüyor kendini.  Aslında gerçek duygumuz kaygıyken, çocuklarımızın geleceği için kaygılanıyorken, bu duygu yerini egoya bırakıyor hep. İşte bu yüzden öğretmenler 100-150 kitaplık kitap listeleri hazırlayıp, çocukların kendi seçimlerini desteklemek yerine onları kitaptan yaptıkları dikenli tellerle sarıyorlar; evdeyse televizyonun sesini sonuna kadar açan anne babalar, “Git odana kitabını oku!” diye avazları çıktığı kadar bağırıyorlar. Çocuksa kendini güçlü hisseder hissetmez “gerçek sorunu –kitabı” hayatından çıkarıyor.

Aslında, bu gerçekliği yüksek felaket senaryosunun seyrini değiştirmek, özgürlük korkumuzu yenmekten geçiyor. Kendimizi ve çocuklarımızı özgürlüğün yumuşak akışına bıraktığımızda su akıp yatağını bulacak. Özgür olmaktan, kitaplardan korkmadan daha güvenli adımlar atabileceğiz geleceğimize.

Sehel Oto

 

Facebook Instagram Twitter Youtube