Elif Nur Uyanık - Genç Blog

Kalbi olmayan bir yüz

“Bir hüznün resmi gibi, kalbi olmayan bir yüz…” Hamlet’ten alınan bu satırlar, kitabın bir özeti, Dorian Gray’in resminin özeti gibi. Dorian Gray’se ikinci bir Faust vakası. Adeta ruhunu satan bir adam…

“Ne dilediğine dikkat et, çünkü gerçek olabilir,” diye bir laf vardır. Dorian Gray gerçekten dikkat etmeliydi. Çünkü dileği ona pahalıya patladı. O, güzelliğinin kalıcı olmasını, tüm günahlarının ve yaşlılığının portresine yansımasını diledi. İstediği oldu ama bu onun hayatına mal oldu.

Dorian Gray’in Portresi, ahlaksızlıkla suçlanmış bir roman. Dorian Gray her göreni kendisine hayran bırakan bir genç. Basil Hallward ise bir ressam. Ressam, bir gün Dorian’a rastlıyor ve Dorian onun ilham perisi, kendi sözleriyle idolü oluyor. En güzel portrelerinin onu resmettikleri olduğunu ve Dorian’ın portrelere kendinden çok şey kattığını düşünüyor. Ona hayranlıktan öte bir aşk duyuyor. Dorian, Basil’in aksine bunu fark ediyor. Yazar da böyle tanımlıyor ilişkilerini: “İçine böylesine aşk renginin karışmış olduğu bir dostlukta trajik bir yön yok muydu?” Oscar Wilde’ın eşcinsel olduğunun düşünülmesi ise burada ilgimizi çeken diğer nokta. Basil’in resimlerine aşkını katması gibi Wilde’da karakterine kendi özelliğini yüklüyor. O dönemlerde eşcinselliğin hoş karşılanmayan ve anlaşılamayan bir durum olması ahlaksızlıkla suçlanışının nedeni olabilir. Ancak bütünüyle bakıldığında kitap aslında ahlak dersi veriyor. ,,Dorian’a hayranlık duyan tek kişi Basil değil tabii ki. Olayın bir de Lord Henry boyutu var. Kendisi insanları etkilemenin büyük bir ahlaksızlık olduğunu savunurken (kendi cümleleriyle: “İyi etki diye bir şey yoktur, Mr Gray. Etki denen şey tümüyle ahlaka aykırıdır…”) söyledikleriyle adeta beyin yıkayan ve hediye ettiği kitapla Dorian’ın hayatını zehirleyen bir kişi. Yazar, onun davranışını bir yerde açığa vuruyor: “Delikanlının bilinçsiz bencilliğini kışkırtmaktan büyük ve gizli bir tat alan Lord Henry…”

Dorian’ın ondan ne denli etkilendiğini ise kendi düşüncesi sandığı her lafın başında “Lord Henry’nin de dediği gibi…” demesinden anlıyoruz. Zaten Dorian’ın adeta lanetli olan o dileği dilemesi de, Henry’nin güzelliğe dizdiği methiyelerle olmuştur. Henry, Dorian’ı kusursuz sanarken onun en büyük günahları işlemesine sebep oluyor.

Lord Henry başlı başına hakkında bir kitap yazılabilecek, çok derin bir karakter. Yazar, Basil’e bir özelliğini yüklediği gibi, Henry’ye de düşüncelerini yüklemiş sanki. Çünkü her cümlesi derin düşünülmüş, anlamlı cümleler. “Zaten romanlarda kullandığımız şeyler gerçek hayatta kullanmadıklarımız değil midir?” Ve “İyi niyetlerde bir uğursuzluk vardır, hep geç kalırlar.” gibi.

Belki de Basil Dorian’ın iyi, Henry ise kötü yönünü yansıtıyordu. Hatta belki de kitaptaki tüm figüranlar Dorian’ın bir yönüydü. Bu yüzden vicdani olan her yön öldü ve geriye bir tek yanında kötü yönü kaldı. Tek dostu, Henry kaldı. Hatta Dorian, iyi yönünü, elle tutulur bir pişmanlık bile hissetmeden elleriyle öldürmüştü.

Ama Henry bile Dorian’daki değişimi görememişti. O, kötülüğü yüzüne hiçbir zaman yansıyamayan, saf ve kusursuz yüzün Dorian’ın ruhunu yansıttığını sanmaktaydı.

Kitapta vahşet, aşk, hüzün gibi her tür duygu ve dönemin yaşayışını görebiliyoruz. İngilizler ve diğer milletlerin o dönemdeki farkını da anlatıyor roman.

1800’lerin koşulları ve zihniyeti içinde cesurca yazılmış, olağanüstülükleri oldukça yalın ve gerçekçi anlatan, edebi ve felsefi birçok konuya değinen, komplike bir roman Dorian Gray’in Portresi. Okuyan herkese çok şey katacak, her okuyuşta farklı bir yönünü keşfettirecek, kendi vicdanıyla başbaşa bırakacak ve düşündürecek, başarılı bir başyapıt. ”

Elif Nur Uyanık, lise öğrencisi

Facebook Instagram Twitter Youtube