Halil Türkden - Diğer Yazılar

Hakikat peşinde, romantik bir öğretmen…

İda yazıları – 2

Geçtiğimiz haftalarda, Sabahattin Ali’yle ortak düşümüz olan İda’ya, nam-ı diğer Kaz Dağı’na yazılar göndermeye başlamıştım. İkinci yazım, onun eleştirel gerçekçiliği ve onun bu gerçekçiliğinin eserlerindeki en özel temsilcisi olan, kendisinin de bir nevi katılımcı gözlemci rolüyle içinde yaşadığı öğretmen karakterleri üzerine.

Sabahattin Ali edebiyat hayatına ilk olarak şiirle girmiştir. İlk şiirini 1926 yılında Balıkesir’deki Çağlayan Dergisi’nde yayımlatmıştır. Ancak o edebiyat tarihine adını şair kimliğinden çok, usta bir öykü ve roman yazarı olarak yazdırmıştır. Gözlemlediği kişilerin içsel maceralarına yer vermiş, çevresindeki olayların üzerindeki etkisini çarpıcı olduğu kadar yalın bir dille de ifade etmeyi başarmıştır.

Köy, kasaba yahut kentteki insanı bireysel yönleriyle anlatırken arkasındaki toplumsal gerçeklikleri, birey-toplum çatışmasını da ustaca işler. Gerçek yaşamdan seçtiği olay ve kişileri, gözlem gücü ve ayrıntıyı verme becerisiyle birleştirerek edebi bir niteliğe büründürür. Özellikle toplumdaki “küçük insan” tipine fazlaca eğildiğini, öykülerinin merkezine küçük insanı oturttuğunu görmek mümkün.

Sabahattin Ali’nin eserlerinde; romantizmden realizme, bireysel gerçekçilikten toplumsal gerçekçiliğe doğru bir ivme görülür. Sanatın ve edebiyatın gayesini, toplumun faydasını gözetmek olarak gören Ali, her eserinde bu ivmeyi korumuştur. Köylü, işçi, mahpus, hasta, çocuk, kadın, aydın, bürokrat, ağa, jandarma… Yarattığı her karakterde savunmasını da yergisini de ustalıkla yapmayı, okura eleştirel bir bakış açısı kazandırmayı ihmal etmemiştir. Özellikle öykülerinin sonları çarpıcı olduğu kadar okuma sonrası da devam eden, eleştirel bir gerçekçilik tadı bırakır…

Elbette yazarları ve eserleri döneminden soyutlayarak ele almak sorunlu olacaktır. Cumhuriyet’in ilk dönem yazarlarından Sabahattin Ali için de bu geçerli. Osmanlı’nın son zamanlarında olduğu gibi Ali’nin eser verdiği 1930-40’lı yıllar da, Batı’nın model alındığı bir süreç. Küçük burjuvanın iktidarını sürdürebilmek adına Anadolu’daki güçlü ayana ve eşrafa ihtiyacı vardır. Türlü anlaşmalarla iktidara ortak edilen bu kitlenin ve bürokrasinin birlikte hareket etmesiyle köylünün üzerindeki baskı artar ve yeni Türkiye’nin sınıfsal ayrımı da belirginleşir, çizgiler kalınlaşır.

1950’lere doğru ilerleyen trende giderek yoksullaşan köylüler bulunmaktadır. Halkı bu trene bindiren, onları ezen kurumları ve yeni rejimin ağza alınmayan gerçeklerini eserlerinde ele alan ilk isimlerden biridir Sabahattin Ali.

Öğretmenliği süresince kasaba ve küçük kentlerde yaşamış, köylerde dolanmış, söz konusu düşünceleri nedeniyle hapishanelerde yatmış ve bu süreçte Anadolu insanını çok yakından tanımıştır. Sabahattin Ali külliyatına bakıldığında, bu yakın gözleminin eleştirel gerçekçiliğine nasıl etki ettiği anlaşılacaktır.

Hakiki realizm samimi olmak, yalan söylememektir.”

Sabahattin Ali’nin öykülerinde öğretmenler; olumlu, insancıl, rehber ve idealist kimselerdir. Asfalt Yol (1936) ve Bir Skandal’da (1932) Anadolu’ya hizmet için giden genç öğretmenlerin karşılaştıkları güçlükler ve mücadeleleri anlatılır. Diğer hikâyelerdeki öğretmenler ise arka plandaki karakterlerdir, mesleki açıdan derinlikleri yoktur.

Asfalt Yol’da köye yeni atanan genç bir öğretmenin köydeki bozuk yolu yaptırabilmek için verdiği mücadele anlatılır. Köyün yol sorununu üst üste yazdığı dilekçelerle çözmeye çalışan genç öğretmenin öğrencilerinden ve nasıl bir öğretmen olduğundan bahsedilmez.

Bir Skandal’da öğretmen olarak küçük bir şehre gelen Nurullah, burada aradığı samimiyeti ve sıcaklığı bulamaz; insanlar ikiyüzlü, riyakârdır. Bu küçük şehirde, dünyaya, millete, devlete, vatana dair bilindik ve ezberlenmiş fikirleri olan bu sözde aydınlarla çatışır; onun gerçekçi düşünceleri toplumdan dışlanmasına neden olur. Elbette Sabahattin Ali’nin sözde aydınlara getirdiği eleştirinin nasıl usta işi olduğundan söz etmeye gerek yoktur; ama bir başka yazıda, onun aydın geçinenlerle kavgasını ele alabiliriz. Zira İçimizdeki Şeytan’ı, Kuyucaklı Yusuf’u tahlil etmeden konuşamayız bu konuyu.

Bir Cinayetin Sebebi’nde (1927) Hüsameddin öğretmen okulunu yeni bitirmiş, atamasını bekleyen bir gençtir, ama hikâyedeki romantizm vurgusunun renkleri öğretmenlik mesleğinden daha koyudur.

Çilli’de (1947) hikâyenin anlatıcısı eski bir öğretmendir. Bir barda eski bir öğrencisiyle karşılaşır. Kızın düştüğü duruma üzülür; o sırada eski günleri, sınıfını ve öğrencilerini hatırlar. Öğrencisinin gayri meşru bir çocuğu olmuştur, ona yardım edeceğine söz verir.

Bir Hakikâtin Hikâyesi’nde (1931) öğrencisine âşık olan bir öğretmen vardır; öğrencisinin de kendisine karşı ilgisi olduğunu düşünen genç öğretmen, öğrencisine önemli bir sınavı geçebilmek için kendisine yakın davrandığını anladığında yıkılır.

Genel bir bakışla; Sabahattin Ali edebiyat tarihinde roman ve hikâyenin seyri içinde, realizmle romantizmi ustalıkla birleştirmeyi başarmış yetkin bir kalemdir. O der ki: “Realist olacağım diye hayatta vakıa halinde mevcut bulunan romantizmi inkâr etmek saflık olur.(…) Benim için sadece hayat ve insan vardır, bin türlü tezahürleriyle bugün realist, yarın romantik, öbür gün natüralist olan hayat ve insan. Muharrir yalnız görüşünde değil, yazısında da bu hayat gibi olmalı, yani her şeyden evvel bir insan olmalıdır… Muhtelif taraflarıyla herkes gibi bir insan. Ve böyle yazmalıdır. Muharrir realist mi şöyle mi böyle mi diye araştıracağımıza namuslu mu yoksa yalancı ve tahrifçi mi diye sormalıyız. Hakiki realizm samimi olmak, yalan söylememektir.”

Gelecek haftalarda İda’ya gidecek yazılar içinde onun diğer kahramanlarına, köylü, bürokrat, işçi, aydın, kasaba eşrafı ve de kadın kahramanlarına ilişkin yazılar da var.

Halil Türkden

Facebook Instagram Twitter Youtube