Mine Soysal - Patikalardan

gunisigi.YOU.com 1 yaşında!

Sonbaharın ışıklı renklerine kavuştuğumuz bugünler hepimizin zihni bulanık.

Bir yandan COVID-19 pandemisinin ikinci dalgasını yaşıyoruz. Kimimiz endişeli, tedirgin; kişisel önlemlerini had safhada uygulama çabasında. Kiminin umurunda değil; sağır bir vurdumduymazlıkla siyasetçilerin bile ummadığı kadar “normalleşme” sevdasında.

Bir yandan da yeni akademik yıla giriş sancılarını çekiyoruz. Aileler, eğitimciler, en çok da milyonlarca öğrenci, eğitim uzaktan mı yüz yüze mi olacak diye merak ededururken MEB’in sinyalleri yarıyıl tatiline kadar okulların açılamayacağı yönünde. Uzaktan eğitime “erişemeyen” öğrenci sayımız ise gerçekten ürkütücü…

Aklıma sık sık Jules Verne’in “İki Yıl Okul Tatili” romanı geliyor ve felaketler nelere kadir diyorum. Bilirsiniz belki bu klasikleşmiş romanı: İçinde 15 çocuğun bulunduğu bir gemi okyanusta kaybolur. Issız bir adaya çıkmayı başaran çocuklar, burada geçirecekleri iki yıl içinde hem hayatta kalma mücadelesi verir hem de insanlığın zihinsel evrimini deneyimler. Üstelik başlarında yetişkinler olmadan.

1860’lı yıllarda geçen roman mutlu sonla bitse de çocuk dünyasına kattığı sorular bugün de geçerliğini koruyor. Jules Verne, sıklıkla düşündüğüm şu sorunun cevaplarını fısıldar gibidir: Eğitim öğretimin çarkları ne kadar okulda ne kadar gerçek dünyada dönmeli?

*

Pandemi sürecinde alışkanlıklarından, zevklerinden, ilişkilerinden uzakta yaşamaya zorlanan çocuklar da en az yetişkinler kadar zorlandı. Ev koşulları; kendine ait bir oda, bir bilgisayar ya da akıllı telefon, kesintisiz internet erişimi, iyi kötü bir kitaplık sunamayan milyonlarca çocuk ve genç aylardır sessizce bekliyor. Aralarında ev içinde istismara uğrayan, şiddet gören nicelerinin olduğunu bilmekse insanı çaresiz bırakıyor, can yakıyor.

Okul, çoğu öğrenci için bir sığınma mekânı. Bazısı fiziki ortamına, bazısı öğretmenine, bazısı arkadaşına sığınıyor. Şanslı olanlar, hepsine birden sığınabilenler. Kaç yaşında olursa olsun biriktirdiği dertlerini, sorularını, hayallerini paylaşabildiği, beden ve akıl sağlığını koruyabildiği, korkmadığı, güvende hissettiği sığınaklar…

“Sığınılan”, öğretmenlik için en harikulade unvan olabilir. Öğrencilerine aynı şefkat ve hoşgörüyle davranmak, birini diğerinden ayırmadan seslerini duymaya çabalamak öğretmenliğin akıl sır erdirilmez maharetlerinden. Sınıfındaki, farklı aile ortamlarından gelen apayrı karakterlerdeki çocukları eşit görebilmek, eğitim hizmetini onlara en yüksek nitelikte sunmak sorumluluğu ne yoğun bir emek, ne büyük bir adanmışlık gerektiriyor, tahayyülü güç.

Öğrencilerinin büyümek zorunda kaldığı bu ürkütücü dünyada ne çok korktuğuna, kaygı biriktirdiğine, hatta yaşamaktan bile vazgeçtiğine tanıklık etmek, insanüstü bir çaba gerektiriyor mutlaka. Öğretmenlere bu direnci sağlayan görünmez, sessiz bir güdü var belki de: Dokunduğu her çocuğun, Dünya “evimiz”e sahip çıkan, yaşayan her canlı için iyilik dileyen vicdanlı insanlar olabileceğine inanmak.

*

Öğretmenlerin bu zorlu çabasını 24 yıldır çağdaş edebiyatla destekleyen Günışığı Kitaplığı, kitap okumanın, insandan insana bulaşabilecek en vazgeçilmez zevk olduğuna inanıyor. Edebiyatın, felsefenin, bilim ve sanatın hepimizde biriktirdiği bilgeliğe, özgüvene, “değişebilir ve değiştirebilirim!” cesaretine inanıyor. Okul sıralarında, avlularda ya da sokaklarda büyürken edebiyat sevdasına tutulmanın, bir insanın hayatını tümüyle değiştirebileceğine inanıyor.

İşte bu inançla, öğretmenler ve kütüphaneciler için kurduğumuz yaratıcı okuma uygulamaları veritabanı gunisigiYOU.com, tam bugünlerde bir yaşını doldurdu. Bugüne dek yayımladığımız yüzlerce kitaba ilişkin tartışma noktaları ve yaratıcı etkinlik önerilerinden oluşan “dosyalar”a sınıflara, temalara, etkinlik türlerine göre erişilebiliyor. İster yüz yüze ister uzaktan eğitimde edebiyatı ve felsefeyi günlük yaşamımıza kolayca katmak için zengin olanaklar sunuyor.

Nitelikli okumalar yapmak ve okuduklarımız üzerine konuşmak, tartışmak, birbirimizi duymaya, sözcüklerimizi ve hayallerimizi paylaşmaya, el ele tutuşmamıza neden olabilir. Böylelikle nefret söylemine, şiddete, ayrımcılığa karşı durmayı; kendimize benzemeyen, bizim gibi düşünmeyen, yaşamayan insanlara saygı duymayı, nezaket göstermeyi başarabiliriz. Bunu biz yetişkinler başarırsak daha çok çocuk, daha çok genç peşimizden gelecek, kötülüğe karşı iyilik kazanacak, inanıyoruz.

*

Facebook Instagram Twitter Youtube