Hacer Kılcıoğlu - Genel

Gülmecenin Prensi…

Muzaffer İzgü, biz yazarların yaşadığımız yerlere borcu var, onları yazdığımız hikâyelere katmalıyız, demişti.

Kitapçı dükkânım Masalcı’da çocuklarla söyleşmiş, sonrasında onları kapıya kadar geçirmiş, hepsini tek tek öperek uğurlamıştı.

Ardından bir çay içimlik sohbete koyulmuştuk. İşte o sohbet sırasında böyle demişti gülmecenin kral -değil de, krallar buyurgan olurlar, prensi Muzaffer İzgü.

Bir çay içimlik o sohbette çocukluklarımızı tanıştırıvermiştik. Benimki epey yaramazdı, ilgilendi, üstelik Aydın’ın Germencik kasabasında geçmişti; o da bir dönem Aydın’da yaşamıştı, merak etti, kitabım Ben Eskiden Çocuktum’u gösterdim, okurum elbet, dedi.

*

Bambaşka bir gün…

Bir İzmir öğleden sonrası. İzmir yazının o deli sıcağında buruşmuş, (bu sözcüğe Müren hanım çok güler), uyku değil de uyuklamaya dalmıştım. Telefon. Aa Muzaffer abi. Heyecanlanıverdim. Kızım Hacer’le başlayan, kitaptaki çocuk dilini çok beğendiğini söyleyip beni öven, kaymakam Agâh beyin yakın ahbabı olduğunu, onu eski günlere götürdüğüm için teşekkür eden bir usta. (Ahh, ben artık sağda solda övünsem… Yooo, babam hayatta olsa kızardı. Ahh baba ahh…)

*

Çok çok başka bir gün…

16 Ocak 2013. Zehra Ünüvar gelmiş Aydın’dan, haydi Muzaffer Abi’ye gidelim, dedi, Zıkkımın Kökü’nden ötürü canı sıkılmışsa neşelendirelim onu. İstanbul’dan gelen Mustafa Delioğlu’nu da kattık yanımıza, bir grup İzmirli yazar, haydi gittik.

Tak tak kapı… Yoo Adana Kitap Fuarı’na gidecekti, aloo… Yok yok, yarın gidecekmiş, beni çok sevindirirsiniz, diyor…

Öyleyse… Tak tak kapı…

Ne çok sevindi. Konuştukça neşelendi, neşelendikçe konuştu. Hayatta en çok onu sevdim, dediği sevgili eşi de hastalığı falan unuttu, onunla birlikte neşelendi. Kızlarım hadi çay yapın, sıcak bir şey içelim, dedi ardından, yoo sohbet yeterince sıcaktı. (Kızım, oğlum der hepimize, öyle içten söyler ki bunu, Bekir Yurdakul’u onun sahici oğlu sananlar varmış.)

Zıkkımın Kökü, diyen olmadı mı olmadı; neşeli sohbetin neşesi kaçmasın aman. Neşeli sohbetin neşesi kaçmadı. Muzaffer Abi, Zıkkımın Kökü, deyip anlatmaya başlamasına rağmen. İlk kez 1969 yılında Akbaba dergisinde yayınlanan, bugün 24. baskısını yapmış bu güzelim edebiyat eserini ergenlik çağı çocukları için uygun olmadığı gerekçesiyle yasaklı konuma getirenlere kızdı, gene kızdı, birlikte kızdık, bir daha kızdık, sonra hah hah hay diye güldük çünkü kitap filme de çekilmişti ve T.C. devletinin Kültür Bakanlığı filme o zaman maddi destek vermişti… Şimdi… Aynı devlet bu kez yasaklıyordu, hah hah hay…

Yoo neşe bir yere gitmemiş. Gülmecenin prensi varken neşe yok olur mu? Ondan ayrılırken hâlâ gülüşüyorduk.

Çok yaşayın siz büyük usta.

Sizin gülücüklerinizi, gülücüklerle ürettiklerinizi hiç kimse yok edemez.

Tags: , , , , , , , , , , ,

Facebook Instagram Twitter Youtube