Güle güle, sevgili İsmet Hanım…

Sevgili İsmet Hanım,
Merhaba,

Sesinizi son duyduğumda bana muzırlık yapıp, bir daha hasta olmayacağınıza söz vermiştiniz. Ben size hasta olmayın dedim, siz öldünüz. Hiç yakışmadı, hiç.

Sizin gibi pırıltılı bir bellek, hayatın içindeki bir gerçeklik; o hayata bütünüyle sahip çıkan, yönetmesine asla izin vermeyen ama onunla en ritmik dansları yapabilen, ardından dudaklarından yanağına yayılan en kadınsı gülümsemeyle etrafa selam veren özgün ve çılgın bir kadının, 98 yılın ardından bile olsa böyle hesapsız gidivermesi hiç hoş değildi. En azından, sizinle en keyifli sözcük danslarını yapan benim için hoş değildi.

Siz etrafımızda çok örneğine rastladığımız ürkek, korkak tiplerden değildiniz. Sözünüz sözdü. Dinlenilen sözdü. İlkeliydiniz. Eh, Atatürk’le dans etmiş bir hanımefendinin, o dönemin kokusundan başka bir koku getirmesi mümkün müydü ki? Oysa günümüzde kokan her şey kokuşuyor artık.

Sizinle yüksek lisans tezimi yazarken tanışmıştım. Şahsen değil, hani 1869-1928 arası çocuk dergilerini derleyip, günümüz diline çevirmiştiniz ya işte, oydu sizi tanımama vesile olan. İçinde hâlâ keşfedilmemiş zenginlikler olduğunu düşünürüm. Şahsen tanışmamız ise, ben Bu Yayınevi’nin editörlüğünü yaparken oldu.

Siz metinlerinizi elle yazardınız. Çok da zor olurdu okumak. Lale okurdu sizin metinleri. Bilgisayara geçtikten sonra da bana getirirdi. Ardından gelsin metin tartışmaları. Hiçbir eleştirime alıngan davranmadınız.” Şimdi evladım!” der, arada bir ağzınızı şaplatırdınız ve keyifli bir tartışmanın içinde bulurduk kendimizi. Sizin ya da benim haklılığım söz konusu olmazdı. Sonuçta, metin kazanırdı.

Ben, hayatınız boyunca yaptıklarınızı yeniden saymayacağım. Saymayacağım çünkü bunu üç kez yaptım, yaptık.

2001 yılıydı, anımsar msınız? Hani Irmak Okulları’nda “Çocuk Edebiyatına Emek Verenlere Saygı” sempozyumu yapmıştık. 70 yaşını geçmiş ve bu alana emek veren yazar, çizer, yayıncı, araştırmacı kim varsa onları çağırıp, yaşam öykülerini paylaşıp, onlara “Şükran Mektubu” sunmuştuk. En başta Nuran Turan, Yusuf Çotuksöken, Hayrettin Parlakyıldız ve diğer arkadaşlar, ÇİKEDAD adına çok emek vermişlerdi. Siz, Nezihe Meriç, Cahit Uçuk, Ferit Ragıp Tuncor, adını şimdi sayamadığım kimler yoktu ki. Yaşarken değer vermenin minik bir sembolüydü o etkinlik.

Sonra Maltepe Üniveritesi ve ÇİKEDAD işbirliğiyle kurultay yaptık. Yine sizi, Nezihe Meriç’i ve Ayla Çınaroğlu’nu onur konuğu olarak çağırdık. Kitap bile çıkardık. Ne güzeldi.

Bir süre sonra beni çağırdınız. İçinizde kalan bir özleminizi paylaştınız. Bir üniversitenin size fahri doktora vermesini ve sizin adınıza bir sempozyum düzenlemesini rica ettiniz benden. Görüştüm sevgili İsmet Hanım, siz de tanıksınız ki görüştüm. Ama sizin paranız yoktu, sponsorunuz yoktu, zengin olmak gerekiyordu; sizin başka zenginlikleriniz vardı, onlar da işe yaramıyordu. Olmadı başaramadık. Biliyorum eksik hissettiniz hep bir şeyleri.

Neyse, yine de bir çözüm bulduk. Sevgili Gülçin Alpöge bize Boğaziçi’nin güzel bir salonunu temin etti. Nuran Hanım diğer bütün gereklilikleri üstlendi ve Boğaziçi’nde sizin adınıza bir sempozyum yaptık.

Kızınız, torununuz, öğrencileriniz, Turgay Kurultay, Hayrettin Parlakyıldız, Yusuf Çotuksöken ve ben, sizin çalışmalarınızı değerlendirdik. Size fahri doktora veremedik ama tüm içtenliğimizle yazdığımız teşekkür mektubunu ve plaketi sunduk.

Bizi izlerkenki haliniz, ağızlığınızdaki sigaranızı tüttürürken rakıdan bir yudum alırcasına bir keyfi andırıyordu.

Cenazenizde bir başka dileğiniz geldi aklıma: Kalabalık bir tören olsun istemiştiniz. Oldu gerçekten. Öyle kalabalıktı ki, iğne atsanız yere düşmeyecek gibiydi. Sayenizde Ahmet Mete Işıkara da kalabalık bir törenle kaldırıldı.

Efendim? “Hadi oradan!” mı dediniz. Niye beni ayıplıyorsunuz, yalan söylüyorum, diye. Tamam, peki doğruyu söyleyeceğim. Toplasanız elli kişi yoktu. Oldu mu şimdi?

Ne demiş Hayyam:

“Ben varsam var dünya
Ben yok o da yok!”

Biz sizi sağlığınızda çok sevdik, İsmet Hanım. Bize Cumhuriyet’in Kurucu Kuşağı’nın bir armağanıydınız. Bilin ki, hep o halinizle yaşayacaksınız. İyi ki vardınız ve hatta iyi ki varsınız.

Güle güle…

Facebook Instagram Twitter Youtube