Halil Türkden - Diğer Yazılar

Ölümsüz kalemlerden…

İda yazıları – 3

Sabahattin Ali… Öğretmen, sosyalist ve hasretli bir âşıktı. Düşüncelerinden ötürü Musa Anter, Uğur Mumcu, Hrant Dink ve Cumartesi Anneleri’nin nice evladı gibi kocaman bir yalanla, devletin katlettiği güzelliklerden biriydi. Dönemin siyasi iktidarının ancak Ali Ertekin adında bir kuklayla, tarihin en beceriksiz cinayet kumpasıyla göstermeye çalıştığı, ancak işkenceyle durdurabildiği, ölümsüz bir kalem.

Değirmen’de “Bu ölü toprakların üstünde hiçbir şey, ölmek ve öldürmek kadar kolay değildir,” diyordu Sabahattin Ali. Kızı Filiz Ali’yle tren vagonunun penceresinden baktığı fotoğrafın yanı sıra, ailesiyle aynı fotoğraf karesine giremeden katledilen onca çocuk, onca faili meçhul kaldı o günden bu yana. Öldürmenin, ölmenin her şeyden kolay olduğu bir ülke bıraktı. Ama Sabahattin Ali, gerçek insanı yazdı; melankoliden uzak bir anlatımla, toplumdaki insanı tüm gerçekliğiyle aktardı. Onca dava, onca işkence gördü, ama o yine köylünün, kadının, çocuğun ve ezilenin yanında durmaktan; aydın geçinenlerle, hırsızlarla mücadele etmekten, dalga geçmekten geri durmadı.

Dil ve anlatımdaki ustalığıyla edebiyat tarihine unutulmayacak bir iz bırakan Sabahattin Ali geride, hafızalarda onun titizliğini, edebi işçiliğini ve gözlemciliğini unutturmayacak pek çok şey bıraktı. Çocuklar Gibi, Leylim Ley, Geçmiyor Günler, Melankoli, Ben Sana Vurgunum, Kara Yazı gibi dilden dile dolaşan şarkılar varsa, o dizeleri tüm kalbiyle işleyen bir Sabahattin Ali vardı; öylesine şiirler bıraktı.

Hayattan vazgeçecek ve onu umursamayacak kadar yalnız, aşkını bir deftere yazacak kadar yalnızlığının farkında olan, edebiyat tarihinin en naif karakterlerinden birini, Raif Efendi’yi bıraktı.

fft16_mf3216523Sabahattin Ali’nin son yolculuğunda cebindeki not defterinde yazan bir isim, Raif Efendi’nin hayattaki en büyük gerçeği, ilk tanışmalarında Raif’e, “Senin bir sevgiliden daha çok bir anneye, bir ablaya ihtiyacın var,” diyen Maria Puder’i bıraktı.

Muazzez’e olan aşkıyla direnişin ve başkaldırının en sert halini tek başına yaşayan, bilime de hurafeye de karşı, toplumda kendine her daim yer arayan, ama düzenin öngördüğü ödevleri yerine getiremediği için uyumsuz ve yalnız, köylü ve safi doğa insanı Kuyucaklı Yusuf’u, edebiyatımızın en romantik kahramanını bıraktı.

“İçimizde şeytan yok… İçimizde aciz var… Tembellik var… İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var,” diyen, sürekli olarak kendini ve çevresinde olup bitenleri sorgulayan, ama her şeyin bilincinde olmasına rağmen değişim için girişimde bulunmayan, tıpkı yaşama olduğu gibi vapurdaki ilk görüşünde vurulduğu Macide’ye de tutunamayan bir Ömer bıraktı.

Sabahattin Ali’nin bıraktığı karakterler dünyanın en güzel aşk şarkılarını yazacak, dünyayı kurtaracak güzelliğe sahip yapıdalar. Son kitabı Sırça Köşk’te, “Sakın tepenize bir sırça köşk kurmayınız. Ama günün birinde nasılsa böyle bir sırça köşk kurulursa, onun yıkılmaz, devrilmez bir şey olduğunu sanmayın. En heybetlisini tuzla buz etmek için üç beş kelle fırlatmak yeter,” diyerek kendilerini güçlü, sarsılmaz, yıkılmaz, şatolar ve saraylar içinde görenlerin halkın uyanması ve bilinçlenmesiyle yerle bir olacaklarına ilişkin bir umut bıraktı.

Halil Türkden

Facebook Instagram Twitter Youtube