Müren Beykan - Kitap Sevdası

“Dünya bir portakal kadar mavi!”

Yeni bir eğitim yılı daha başladı, hepimize kutlu ve mutlu olsun. Çocukların, öğretmenlerle, arkadaşlarla buluşmak kadar kitaplarla, sanatla da daha fazla bir araya gelmesini umuyoruz ve talep ediyoruz. Onları oluşturacak sihirli dokunuşların okul programlarındaki fizik, matematik, spor kadar edebiyat, müzik, tiyatro da olduğunu yadsıyamayız.

Zihni özgür bireyler yetiştirmek, dayatılan değerleri sorgulayıp taze bakışlar geliştirmek için bizlere de çocuklara da ipuçları sunacak kitaplara gereksinimimiz var. En iyi seçim de felsefe kitapları… Dünyanın çeşitli köşelerine olduğu kadar İstanbul’a da gelip, binlerce çocukla söyleşen Fransız yazar Brigitte Labbé’nin “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinden sık sık söz ediyoruz. Dilimize 31. kitabını kazandırmaya hazırlandığımız bu ünlü dizinin çeşitli konuları öykücüklerle işleyen tekniği düşünce kıvılcımları yaratıyor. Ana baba, çoluk çocuk denemeye değer.

Bu eğitim öğretim yılında da yine okul yönetimlerinden ciddi beklentilerimiz olduğu gibi, çocuklarımızdan derslerinde başarı da bekliyoruz. Şunu da unutmadan elbette: Başkaları için başarı olan, bizim için başarı olmayabilir. Başarı kavramı üzerinde iyi düşünmek, çocuklarla her yıl yeniden tartışmak iyi geliyor. Yaşları ilerledikçe hedefleri, düşünceler de gelişiyor çünkü.

Başarı ve Başarısızlık’ta şöyle deniyor: “Neyi sevdiğimizi, ne yapmak istediğimizi bilmek, kendimizi nerede iyi hissettiğimizi bulmak kolay değildir… Başarı ve başarısızlıklar, bizde yarattıkları gerçek duygular sayesinde, her şeyi daha net görmemizi, bizim için önemli olanla olmayanı ayırt etmemizi sağlarlar…” Doğru meslek seçiminin bir anahtarı da burada yatıyor mutlaka.

Çocuklarla değişik konuları her an (birlikte yemek yaparken, banyoda el yıkarken, ortalık toplarken, yürüyüşte ya da okul yolunda) paylaşmak, sorularına tatmin edici yanıtlar vermek gerekiyor, malum. Toplumsal yaşamın da, aile yaşamının da huzuru, huzursuzluğu küçük bireylerin yetiştirilme niteliğiyle bağlantılı. Kısacık “an”ların değerini yadsımayıp, çocuklarla konuşmanın fırsatı olarak değerlendirmemizin yararı açık.

Örneğin, erkeklerin kadınlar üzerindeki ayrımcılığının son yıllarda iyice can yakmakta oluşu… Ne kadar uzak tutmaya çalışsak da çocuklarımız, çağımızın kabul edilemez bu şiddetinin farkına varıyor. Kız çocuklarımız kaygılı, erkek çocuklarımız şaşkın. Babalarını ve annelerini, onların birbirlerine karşı davranışlarını, bize fark ettirmeden, zihinlerinin en derinine yerleştiriyorlar.

Oğlanlar ve Kızlar kitabında şöyle deniyor: “Erkekler ve kadınlar arasındaki fark, doğanın insanlar arasında yarattığı en önemli farktır… Kızların kendi bedenlerinin içinde oluşacak bir bebeğe can verebilmesi…” Cinsler arasındaki bu fark yüzünden, dünyanın pek çok köşesinde geçmişten bu yana kadınlara büyük ayrımcılık uygulanıyor. Okullarımıza, mahallelerimize de yansıyabiliyor, ne yazık ki. Çocuklarla bu konuları yaratıcı biçimde konuşmak için kitaplara ihtiyacımız var.

Ben ve Başkaları da, kadın erkek birlikte yaşama konusunda, çocukların zihnini besleyecek pek çok ipucu verebilir: “İnsanlar arasında farklılıklar hemen göze çarpar: Cinsiyet, ten rengi, boy, giyinme tarzı, gelenek, dil farklılıkları gibi. Benzerliklerse hemen fark edilmez. Onları bulabilmek için genellikle çaba harcamak gerekir. Göze görünmeyen ve bütün farklılıkların ötesinde insanları birleştiren şeyi bulmak, bazen emek ister.”

Konuşmayı, paylaşmayı farklı algılayan ya da düpedüz gereksiz addeden yetişkinlerle büyümüşsek hele, çocuklarla meseleleri konuşmakta da beceriksizlikler yaşayabiliyoruz. Onlar için uygun sözcükler bulmakta zorlanabiliyor, hatta iletişimden toptan vazgeçebiliyoruz. Söz ve Sessizlik’te bu konu öykücüklerle pek güzel işleniyor: “Kimi zaman yetişkinler, çocukların sorularına yanıt vermek için doğru sözleri bulmakta zorlanır. Rahatsız olurlar, hangi sözcükleri kullanmaları gerektiğini bilemezler, hata yapmaktan korkarlar. Bu da can sıkıcıdır; çünkü [çocukların soruları] sorular sessizliğin içinde hapsolursa, onların iğrenç, kötü ya da utanç verici olduğuna inanırlar.”

Sanat ve edebiyat çoğunlukla bizi bu “söylenemeyeni” ifade etmekte özgürleştiren araçlar. Hem de fevkalade araçlar. Onlar olmasa hayat sıkıcı bir tekdüzelikte, renklerden azade sürerdi. “Dünya bir portakal kadar mavi. Evet, bu yanlış; ama güzel!”

Gerçekten ve Yalancıktan kitabı şöyle devam ediyor: “Sahte, uydurulmuş, hayal ürünü şeyler ve hatta küçük yalanlar önemlidir… İnsanların kendilerine sorular sormaları, merak duymaları, sanat eserleri ve gösteriler yaratmaları, eğlenmeleri, düş görmeleri, hayal kurmaları ve sonuç olarak, yaşamak için bir sürü enerji toplamaları, gerçeğin ve yalanın neredeyse her zaman bir arada olmasındandır. “Yalancıktan”ın ve “gerçekten”in karışımı hayatı özgürleştirir. İyi ki de, öyle!” Çocuklarla edebiyatsız, sanatsız kalmayın dilerim!

* Bu yazı, Happy Nest Bülteni’nin Ekim 2018 sayısında, Müren Beykan’ın Gönül Çelen adlı köşesinde yayımlanmıştır.

Facebook Instagram Twitter Youtube