Dağlara doğru koşuyoruz

Az önce Twitter’da yazdım: “Ülkeyi bürüyen sessizlik tüyler ürpertici! Sesi çıkanlar, gündelik yaşamlarda dijital paylaşımla yetinmede. Dağlar bile rüzgarla uğuldarken.” 140 vuruşluk sınıra takıldım… Sabahın kör vaktinde yazdığım bir başkasında da, “Gün başladı. ne tv’ler, ne stk’lar, ne devlet, ne hukuk yalanladı edebiyatı sansürleme girişimlerini… Zeze ve Fare kitaplarına saklandı,” demiş kalmıştım…

Dün, yılın ilk iş günü, önce Steinbeck’in Fareler ve İnsanlar kitabının, ardından Vasconcelos’un Şeker Portakalı kitabının okullarda sansürlenme girişimlerini haber alınca, ‘Yine başaramadık!’ diye düşündüm. 2013’e giremedik işte! Belli ki, yeni yıl fikrinin tüm dünyada yeşerttiği barış ve umut, iyilik ve güzellik dilekleri akıllara, yüreklere dokunamadı, sanal boşluklarda yitip gitti…

Edebiyat kitaplarını çocuklarımızla buluşturmak için uzun yıllardır mücadele veriyoruz. Edebiyatın “ucuz” olmadığını, edebiyatın sızdığı yaşamlardaki büyülü etkilerini, yetişkinleri de, çocukları da bundan mahrum etmenin insanlığa sığmayacağını anlatıp duruyoruz. Bu öyle bir mücadele ki, yol hep çok uzun, zaman hep çok kısadır. Üstelik, ne parayla pulla, ne başıbozuk başarı sömürüsüyle, ne kişisel çıkar umuduyla, ne yalanla dolanla işimiz olmaz bu uğurda. Dedim ya, “uğrun” adı, edebiyat. Bu “uğur” alnı ak, gözü pek, yaşasın edebiyat, yaşasın kitap okuma hak ve özgürleri diye diye inatla yürümeyi gerektirir. Bizim yaptığımız işte hep budur.

20 yıla yakındır milyonlarca çocuğun, gencin karşısına çıktık şu canım ülkenin her yanında. Onlara nitelikli edebiyat okumanın zevk vereceğini, çağdaş edebiyat okurluğunun, sıkıntıların yerine yenilenmiş, güçlenmiş duygular sağlayacağını anlattık. Ülkenin bin bir derdinden bunalmış, kimi şiddet görmüş, kimi itilmiş kakılmış, kimi şımartılmış, ama hepsi haklarından habersiz nice insana tüm dünyanın içi titreyerek, mutlulukla okuduğu kitapları sunduk. Onlara edebiyatı alıntıladık, önerdik, sorduk, örnekledik; edebiyatla düşündük, oynadık, tartıştık, keşfettik; hep edebiyata davet ettik, heveslendirdik…

Bizimkisi dağları delmek gibiydi önce. Ferhatlığı öğrendik, dağlar ardımızda kaldıkça yürümeye cesaret ettik.

Kimisi nicedir kendi kanatlarıyla uçan özgür okurlar oldu. Onlarla hiç rastlaşmasak da kitapla yaşadıklarını, nitelikli edebiyatı okumaya asıldıklarını sektörün olumlu yönde değişmeye yüz tutan sayısal verilerinden takip ediyoruz. Bu izlek sayesinde daha da ümide kapılıyor, habire başka dağlara doğru koşuyoruz.

Meğer, üzerine koştuğumuz yeni dağların ardına cehaletin, yobazlığın, düşmanlığın demirden duvarlarını inşa etmedeymiş bir avuç zorba. Dağları aşamayacağımızı, bizi engelleyeceklerini sanırlarmış. Belki bazen şaşırır, gafil avlanabiliriz, ama çabuk atlatırız. Unutmamalı; Anadolu’nun bereketli toprağı sendeleyene hemen el verir; yolcusunu hep yolunda gerektirir.

Elbette hani unutanlar varsa, kulağına yeniden küpe etmeli: Doğayı, doğallığı sevmeyen; bilimi, sanatı sevmeyen “insan” olmaz. Edebiyatın da, edebiyatı savunan bizim gibilerin de yoluna çıkanlar, binlerce yıldır olduğu gibi silinir gider, hiçlikte kaybolurlar.

Facebook Instagram Twitter Youtube