Çocukluğumuz hepimizin değişmez anayurdu, ne yaşta olursak olalım!

Bilen bilir, yurtdışında kitap fuarı denince, bizdeki gibi kitap satılan sergenler değil, yayıncıların ve ajansların kitaplarının teliflerini pazarladıkları “ofis stantlar” söz konusudur. Ve her yıl yurtdışı kitap fuarlarını cazip kılan sorular da şunlar olur genelde: Yayıncılık dünyada ne yöne rota kırdı, kırıyor ya da kırma eğiliminde? Yayıncılar ekonominin darboğazlarında edebiyatı ne biçimlere sokuyor, teknolojiyle evlilikleri nelere gebe? Öte yandan, giderek azalan has edebiyat okurunu yeniden yaratmak için neler yapılıyor, yapılmalı, yoksa bunu çok da umursamayıp “bırakınız ne okurlarsa okusunlar”a iyice yaslanıp, niteliği fazlaca kafaya takmamalı mı?

Teknoloji, edebiyatı bizim izleyebildiğimizden daha hızlı ve daha derinden başkalaştırdı.
Peki, tüm bu değişimin içinde farklı ülkelerde yazarlar nerede duruyor, yayıncılarla dansları ne
havada? Ve tabii, son yılların en önemli konusu: E-kitaplar. Okuyucular, telif meseleleri, güvenlik
sistemleri, dağıtım kanalları, yani bambaşkalaşan bir “kitap” dünyası. Bu yıl fuarlarda e-kitabın
kendinden çok, “okuyucular” tanıtılıyordu. Çoklu fonksiyonlu okuyucular aranıyor, pek çok ülke
yayıncısı bunlarla ilgileniyordu. Yayıncının da, yazarın da e-kitapla imtihanı gelecekte daha
izlenebilir hale gelecek besbelli. Fuar salonlarından izlenimlerimiz, teknolojik gelişmenin,
değişmenin sıkı yansıdığı alanlardan birinin çocuk edebiyatı olduğu yönünde. Değil mi ki,
teknolojiye en açık olanlardır yarının büyükleri, onların eline geçecek her “ürün” gibi edebiyat
eseri de yeni çağa ayak uydurmalıdır, uydurmuştur da; kaçış yok!

Bu yıl 10-14 Ekim tarihlerinde gerçekleşen ve Avrupa’daki ekonomik kriz beklentisinin
hayli gölgelediği Frankfurt Kitap Fuarı’nda, sektörde, 2009’daki büyük krizdekine yaklaşan
durgunluğun resmi, tenha salonlardı. Ancak, ana resme inat, çocuk ve gençlik edebiyatı
yayıncılarının toplu olarak yer aldığı salon tüm fuar boyunca kalabalık ve hareketliydi. Türkiye’de
de büyük yayıncıların çocuk edebiyatına, çocuk kitaplarına kapılarını daha fazla açması, genel
anlamda dünyada yayıncılığın bu en renkli yüzünün, farklı dinamikler içeren gücünün keşfiyle
ilgilidir kuşkusuz. Ticari açıdan dikkat çekici olması, geleceğin edebiyat okurlarını yaratacak bir
alana daha ayrıntılı emek verilmesine neden olacak ki, sevinmeliyiz.

Çocuk kitapları salonundaysa en çok dikkati çeken, çocuk kitaplarındaki görselliğin gemi
azıya almasıydı denebilir. Yakında, kitabın daha ilk sayfasını açtığımız anda üç-boyutluluk
kazanacak, neredeyse sayfalardan çıkıp karşımıza dikilecek kahramanlara hazır olalım. Uzak değil bu tekno-kitaplar, çocukları da, teknolojiyle büyümüş genç ana babaları da büyülemenin türlü çeşitli yolu için dolarlar harcayacak yayınevleri gelişmekte. Kitapların iPad, iPhone gibi
platformlarla yaşamlara katılıverme yeteneğini de arttırmaktalar ki, gelecek yıl kitapların başına
gelecekleri yine toplu olarak Frankfurt’ta izleyeceğiz.

Çocuğun, gencin albenili bir teknolojik sunumla alıştırıldığı görsellik edebiyatta etkisini
arttırıyor. Uzun süredir okurların etkili düşkünlüğüyle dikkat çeken çizgi romanlara artık
yayıncıların daha fazla yatırım yaptığını da paylaşmalı. “Graphic novel” adıyla tanımlanan
kitaplar, her yaştan okuru, öncelikle Klasikler’le buluşturma görevini üstlenmiş görünüyor. Ancak
edebiyatın hemen her türünde çeşitlenen ve çizimleriyle, baskı kaliteleriyle göz alan çizgi
romanlar, ülkemizde hedeflenen satış rakamlarına ulaşamadı görünse de, zaman lehlerine
işleyeceğe benzer.

Geçen mart ayında Uluslararası Bolonya (Bologna) Çocuk Kitapları Fuarı’nda da dikkat
çekiciydi, ekimde Frankfurt’ta iyice tescillendi: Fantastik ve bilimkurgu romanlar çocuklara
sunulan en geniş yelpazeyi oluşturuyor. Epik fantastik denebilecek kitaplar rafları kaplıyor. Taht
Oyunları (Game of Thrones) neredeyse başlı başına bir fantastik dünya yaratmış durumda.
Hatırlatalım: Amerikalı yazar George R. R. Martin’in ilk kez 1996’da yayımlanan Buz ve Ateşin
Şarkısı adlı romanı, 2011’de Taht Oyunları adıyla televizyon dizisi halinde projelendirildi. Sert
Starklar’ın, onlardan da sert düşmanlarının entrikalarıyla amansız mücadelesi dünyayı soğuğa
kesti; yaratılan haşin gerçekliğin ortaçağa mesnetlenen destansı havası izleyiciyi yakaladı. Dizi
kısa zamanda filme çekildi, oyuncuları ünlendi; yan ürünler gecikmedi, kart ve masa oyunları üretildi; genç ruhlara ulaşmanın en gözde yolu çizgi romanlar da artık raflarda yerini aldı. Frankfurt’ta görülen o ki, çeşitli yayıncılar bu tarihsel fantastik tarzın çeşitlemeleriyle çocuklara geniş bir yelpaze sunmaktalar. Türkiye’de de çevirileri hızla rafları dolduruyor.

Çocuklara “kendin pişir” de sunuluyor artık: Amazon’un öncülük ettiği “kendi kendine
yayıncılık” kendi-çocuk-kitabınızı-yapın sitelerini yaratmış durumda. Bu tür yayıncılık, çağın
yükselen güzelliği diye sunuluyor medyada. Batı ülkelerinin çok satanlar listelerine, kanımca kötü
İngilizce’siyle de hak etmediği halde, aylardır hükmeden Grinin Elli Tonu, yazarı E. L. James’in
sözde “kendi yayını” olarak hayata adımını atmış ve üçlemenin bu ilk kitabının özellikle kadın
okurların merakıyla şahlanan başarısına, Random House sessiz kalmamış deniyor. Şimdilerde,
satış grafiği açısından Harry Potter dizisini de, Dan Vinci Şifresi’ni de geride bırakan, yalnızca 10
milyonun üstünde e-kitabının satıldığı belirtilen bu kitapların pazara nasıl hazırlandığı, madem bir
“kendi yayını” hamlesi olarak başladı, bu tür yayınlarla özel ilgili blog’culara neden önceden
ulaşmadığı, ne tür bir projenin parçası olduğu, ilerde ayrıntılı konu edilecek, bizler de okuyacağız
nasılsa. Ancak, dünyanın ücra dillerine de çevrilmeye başlanarak dünya yayın sektöründe göz ardı edilemeyecek bir “olay”a yol açan bu kitapların muhteşem satış rakamları, çocuk ve gençlik
kitapları yayıncılarının da hayallerini süslüyor mutlaka. Ne ki, çocuk kitaplarında bir büyük vuruş
olasılığı görünmüyordu fuarlarda. Çeşitli ülkeleri sarsacak, yeterince büyük bir öykü yaratılmadı
çocuk edebiyatında son yıllarda; en azından Frankfurt’ta izi yoktu. 25-28 Mart 2013’te
Bolonya’da durum ne gösterir, izleyeceğiz.

“Kendi kendine yayıncılık” konusuna bu alan bağlamında geri dönersek, şöyle soran
çıkıyor: Çocuk edebiyatının yerini çocuk eliyle yapılmış “kitaplar” mı alacak yoksa? Gereksiz bir
kavram karmaşası yaratılmamalı, dünyada her tür kitap özgürce yer alabilir; büyük yayınevi
editörlerinin değerlendirmesinden geçmedi diye, istediğini gönlünce kurgulamak ve okutmak
arzusu duyanlar, yazdıklarını neden kendileri yayınlamasınlar? Yayınlasınlar. Bu kitapların sektör
içinde yer alabilmeleri yadırganmamalı, ancak amatör yayıncılık örneği sayılmalarına da bir şey
denmemeli. Her tür kitap bir ticari nesnedir sonuçta, okurunu bulacaktır. Eleştirmenlerin
tezgâhında aklanmaları bambaşka bir konu.

Bu açıdan, fuarların ağızda bıraktığı tat şu oldu: Uzak yakında nitelikli edebiyatı kitap
denizinde seçmek zorlaşmanın ötesine geçecek; belki de bu konuda uzman eleştirmenler ya da
sizin-için-kitap-seçenler çıkacak ortaya. Hele ki, çocuklar için durum daha çetrefil; çünkü onların
gözünü boyayacak öyle tekno-ürünlere doğru evrimleşilmekte ki, her sözcüğün sayfada hareket
etmesini, taklalar atmasını beklemek en doğal hakları olacağa benzer.

Bu yıl, edebiyat alanının prestijli ödüllerinden, Almanca’ya çevrilmiş herhangi bir dildeki
çocuk ya da gençlik edebiyatı kitabına verilen Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’nün fuar sırasında
açıklanan sonucu şaşırttı: Ödül, 1982 doğumlu Alman yazar ve sinemacı Finn-Ole Heinrich’in,
İzlanda kökenli Norveçli illüstratör Rán Flygenring’in desenleriyle canlanan, Frerk, du Zwerg!
(Frerk, Seni Cüce!) adlı kitabına değer görüldü. Şaşırtıcı olan, seçici kurulun karar gerekçesiydi.
Yoksa genç Heinrich, ülkesinde tanınan bir yazardı ve 2011’de yazdığı ilk çocuk kitabıyla ses
getirmesi yadırganmamıştır. Henüz Türkçe’de okuma şansımız olmayan kitabın konusu: Yaşına
göre fazlaca ufak tefek olduğu için okul ortamında alaya alınan ve sessiz bir baba, kuralcı bir anne
evladı Frerk’in, bulduğu tuhaf yumurtayı yanlışlıkla kırıvermesiyle olanlar olur… Ödül seçici
kurulu, gerekçeli kararında, bu resimli kitabı eğlenceli olduğu ve özellikle hiç “mesaj” içermediği
için seçtiğini vurguladı. Değil açık, gizli didaktik söylemli kitapların da itici bulunmaya
başlandığına güçlü bir örnek oluşturdu bu ödül kuşkusuz. Nihayet!

Tüm bu gelişmeler, tartışmalar en çok Batı dillerinde yayımlanmış kitaplar dünyasında
etkili; bunu özellikle belirtmek isterim. Doğu ülkelerinde, Türki cumhuriyetlerde çocuk kitapları
manzarası, ne yazık ki, dikkat çekici renkliliğe doğru değişmiyor. Bu yıl Frankfurt’a
katılabilenlerin sergilerinde yine eğitsel kitaplar en öndeydi, çizgi dili fazlaca gelenekseldi. Ama
Uzakdoğu’nun yükselişi izlenmeye değer verilerle dolu.

Gençlik kitaplarına az daha ayrıntılı bakınca, İtalya aşk romanlarında açık ara önde gidiyor
yine, yayınevleri romantizmle iç içe mafya temalı romanlara devam ediyor. İspanya’da siber-
fantastik kurgular göze daha çok çarparken, Kuzey ülkelerinde suç ağırlıklı gençlik romanları ön
planda. Ve diziler, diziler… Çocuk ve gençlik edebiyatı bu yıl gerek Bolonya’da gerekse Frankfurt’ta dizilerle uzayıp giden bir pazarlama geleneğinin esiri olmayı sürdürüyor. Tek kitapların sayısı ciddi oranda az. Ve her yayınevinin yakınması: Oğlanlar ve delikanlılar az okuyor!

Bizde de öyle. Sık sık dile getirilen bu gerçeği aşmak için ON8 markasının çabasına edebiyatta yeni yeni gençlik açılımları eklenecek umudundayım. Bizde daha ziyade, nedense olumsuzlanarak tartışılma eğilimi olduğunu şaşırarak izlediğim “gençlik” kitapları ki, özellikle Batı edebiyatlarında “young adult” adıyla tescillenmiş durumdadır, geçen yıllardan farklı bir çıkış yansıtmıyorlar: Bu yıl da distopyalar gençlerin vazgeçilmezleri; vampir, melek ve zombisiz kurguların sayısı gerçekten az. Bunların çoğu ya kızların okuduğu romantik kitaplar ya da macera kitapları.

Uluslararası bağımsız bir araştırma şirketinin Frankfurt’ta fuar sırasında açıkladığı
verilere göre kitap üretiminde Türkiye, dünyada 13. sırada. İki gün sonra başlayacak ve
“Çocukluğum Yurdumdur” temasıyla özellikle küçük izleyicilerini kucaklayacak 31. Uluslararası
İstanbul Kitap Fuarı’na bu bilgiler cebimizde gidersek, ülkemizdeki tabloyu değerlendirmede daha
çabuk yol alırız umarım. Fuarın bu yılki onur konuğu, en çok okunan, en çok sevilen çocuk kitabı
yazarlarımızdan sevgili Gülten Dayıoğlu’nu kutlamak da şans olacak bizlere.

(Müren Beykan‘ın bu yazısı, 15 Kasım 2012’de Vatan Kitap’ta yayımlanmıştır.)

Facebook Instagram Twitter Youtube