Müren Beykan - Kitap Sevdası

“Çocuk edebiyatı doğa âşığıdır!”

“Mahallemizde

Senden başka ağaç olsaydı

Seni bu kadar sevmezdim.

Fakat eğer sen

Bizimle beraber

Kaydırak oynamasını bilseydin”

Ne şahane demiş Orhan Veli. Çocuk yanımızın şairi. Şairler hiç ölmez deniyor ya, doğru. Bunca yıldır hep onun şiirleri aklımızda, yanımızda yöremizde. Geçenlerde bir büyük şairi daha yitirdik. Yani, onu göremeyeceğiz artık, ama kitapları, dizeleri bize miras kaldı. Çocuklarımıza miras. Ülkü Tamer’in Günışığı Hoşçakal ve Pulların Savaşı adlı ilginç çocuk öykülerini (Can Çocuk) de çocuklarla birlikte okumanın tam zamanı.

Bir günlük ömrü olan bir güneş ışınının işçi çocuk Muharrem’in yakasına konması ve onunla bir gün boyunca dostluğu tam da bir şairin aklına düşecek bir öykü. Claude Leon desenlemiş Günışığı Hoşçakal’ı. Yoksulluğun gözü kör olsun denmesi boşa değil, ama yoksul da olsa bir çocuğun içindeki eşsiz ışığı hissettiren, baba oğul sevgisini duyumsatan kıymetli bir öykü. Çocuklarla değişik konuları paylaşma fırsatı verecek türden: İşçi çocuk, işten atılan baba, sendikalı olamamak.

Ülkü Tamer’de doğa sevgisi ve insan sevgisi iç içedir. Çocuklarımıza daha anne karnındayken aşılamaya çalıştığımız doğa sevgisinin insan yaşamındaki vazgeçilmez gücüne zarifçe dikkat çekmiştir şair. Oysa ne şairlere ne de bilim insanlarına kulak veriyor dünyayı yönetenler. Doğanın parçası olduğumuz gözardı ediliyor. Ve şimdi de çocuklarımız için kaygılıyız, yarınlarda dünya onları bağrına basmayacak, bizlerin savrukluğu ve hatta doğaya ihaneti yüzden belki de onları cezalandıracak diye düşünenlerimiz var.

Hepimizin müptelası olduğu Çıtır Çıtır Felsefe dizisinin Doğa ve Kirlilik adlı kitabında Brigitte Labbé de bize, hayvanlar ve bitkiler gibi doğanın sakinlerinden biri olduğumuzu tekrar tekrar vurguluyor (Günışığı Kitaplığı). İnsan’ın uygarlık diye diye yarattığı icatlarıyla fevkalade riskler ve kirlilikler de yaratarak kendi yaşamını bizzat kendi eliyle zora soktuğunu anlatıyor. Bu dünyada yaşamaya devam edebilmemiz için doğaya karşı her tür hoyratlığa, kişisel çıkar için her türden yok etmeye son vermek zorunda olduğumuzun altını çiziyor.

Ne yazık ki, yasalarla bile korumayı başaramıyoruz çevremizi. Bizim yerimize doğayı ve tabii insanı, insan için iyi olanı korusun diye seçtiklerimiz bir biçimde ranta sevdalanıyor, doğayı katletmekte sakınca görmeyecek kadar körleşiyor. Uygarlık bu olmamalı. Çocuklarımıza karşı sorumluluklarımız doğanın katline engel olabilmeli. Belki de, bizi yönetenleri çocuk kitabı okumaya mecbur bırakmalıyız, çünkü çocuk edebiyatı doğa âşığıdır, doğayla barış içinde dünyalar kurar.

Yağmur birikintisinin tam da göbeğine basmayanımız olmuş mudur, hiç sanmam. Sam Usher’in Yağmur (çev. Ali Berktay, İş Bankası Kültür Yay.) adlı şahane resimli öyküsü, bana o “yasak” keyfi hatırlattı. “En güzel şeyler, her zaman biraz beklemeye değer,” diyor büyükbabası çocuğa. Ah o beklemek yok mu, çocuk ruhuyla ters orantılıdır o. Çocuğun “bekleme” düğmesi yoktur ki; hemen yapmak, bakmak, yemek, oynamak ister çocuk. Hiç tahammül edemez beklemeye. Neyse ki, hayal kurmak diye muhteşem bir özelliği var beynimizin, çocuklar için yaşamın en güzel zenginliği. Bizim küçük adam da yağmurla birlikte hayallere dalıyor… Hem yazıp hem şahane desenler çizen Sam Usher’in öteki kitabı Kar da okunmayı bekliyor.

Doğayı hayvanların gözünden dillendirmeyi deneyen pek çok yazar var. Onlardan biri de Sedef Örsel. Uçuçböceği Bon Bon (Günışığı Kitaplığı) adlı resimli öyküsünde anne babasının arkasından uçan bir böceğin, arkada kalma telaşı ile bir kardeşe sahip olduğundaki duygularını anlatıyor. Şimdi artık ailenin en küçüğü en arkada uçacaktır, ama küçükleri hep kollamak ister büyükler…

Bu güzel öyküyü de, yazarın Pat Pat Papatya adlı öteki öyküsünü de Betül Sayın şahane desenlerle canlandırdı. Pat Pat Papatya hepimizin sorguladığı bir soruyu konu ediyor: Ben neden bu özelliklerle doğdum? Kitapta da, “Şahane bir gelincik olmak varken, neden papatya oldum?” diyor bizim papatyacık. Yeri hiç değişmeyen bitkilerle bir çocuk kitabı biçimlemek gerçekten zorlu bir iştir. Betül Sayın ustalıkla altından kalktığı gibi, Sedef Örsel de çocuklara yeni düşüncelerin kapılarını aralıyor.

Mayıs doğaya bir kez daha âşık olacağımız bir ay. Beyazlar, pembeler, yeşilin bin bir tonu… Yaşamın gücüne ve güzelliğine yine hayranlık duyuyoruz. O halde yazımızı ustamız Ülkü Tamer’in dizeleriyle sonlandıralım:

“Seher yeli çık dağlara,

Güneş topla benim için.

Haber ilet dört diyara,

Güneş topla benim için.”

 

* Bu yazı, Happy Nest Bülteni’nin Mayıs 2018 sayısında, Müren Beykan’ın Gönül Çelen adlı köşesinde yayımlanmıştır.

Facebook Instagram Twitter Youtube