Sehel Oto - Blog

Asya artık okuyor!

GK Blog’da kitap incelemeleri kaleme alan, edebiyat öğretmenliği yapan Sehel Oto, sınıfındaki bir öğrencisiyle yaşadığı ilk okuma deneyimini paylaşıyor. İlkgençlik ve gençlikte okumaya direnen öğrencilerin kitapla buluşmasında öğretmenin oynayabileceği rolü ve gösterebileceği inisiyatifi örnekleyen, yaşanmış bir öğretmen-öğrenci hikâyesi…

Üç haftadır içim sevinçle dolu. Dünyada, Asya’ya göre kitaplar da varmış. Asya artık okuyor!

Asya, benim 8. sınıfa giden, aslında gayet aklı başında olmasına rağmen, geçen yıldan bu yana kitap okutmakta zorlandığım öğrencilerimden. Ne zaman kendisine bir kitap önersem yüzü buruşur; beni kırmamak ama kitabı da reddetmek için uzun bir konuşmaya girişir. Onun söylediklerini ne kadar çürütsem de, onu okumaya ikna edememiştim. Ta ki 8. sınıf olmalarına rağmen haftada bir ders saatini okuma saati yaptığım günlerin başlangıcına kadar…

Herkes bir şeyler okurken, Asya boş boş oturuyordu. “Madem okuma saati; kesinlikle test çözmek, ödev yapmak yasak,” dedim onlara. Çünkü okuma saatini kendileri istemelerine rağmen, çok kolay ödeve ya da teste kaçabiliyorlar. Herhalde İstanbul’da yaşadığımızdan, birinin boş boş oturması bana çok dokunuyor. Okunacak bunca kitap, dinlenecek bunca müzik, izlenecek onca film varken kimse boş boş oturmamalı diye düşünüyorum. – Bu konuda zaman zaman yanlış düşündüğümü biliyorum. Elbette boşluğun keyfi de bir başka.

– “Böyle ne olacak Asya?” diye sordum. Yüzüme baktı. “Yani böyle hiç okumadan…”

– “Gerçekten kitap okumaktan çok sıkılıyorum. Kendime göre kitap bulamıyorum.”

Ne acı… Asya’nın iki senedir öğretmeniyim. Aslında nasıl da gözümden kaçmış, hem de gözümün tam önünde dururken. Hem de öyle sessiz sedasız kaçmış ki gözümden;  bu sorunu, Asya’nın çaresizliğini görmek içime oturdu. Kendimi suçladım. Suçlamakla olmaz elbette.

– “Asya, gerçekten bu kadar milyonlarca yazarın milyonlarca kitabından bir tanesi bile sana göre değil midir?” dedim.

– “Bilmiyorum, belki bana göredir. Ama ben, bana göre olanını şimdiye kadar bulamadım,” diye cevabı yapıştırdı. (Artık ergenlerimiz bayağı hazırcevap.)

“O zaman ben sana bir kitap getirsem, sen de o kitaba bir şans versen olur mu?” diye sordum. Kendinden pek de emin olmayan bir “Oluur…” çıktı ağzından. İlk olarak, daha önce üzerine yazdığım ve ON8’den çıkan Bir Adım Daha’yı verdim. İşimi şansa bırakmak istemedim. Kitap üç gün sonra bana geri geldi. Asya bayılmıştı kitaba. “Bir tane daha ister misin?” diye sorunca gözleri parladı, bu defa kendinden daha emin bir “Olur valla,” geldi cevap olarak. O günden bugüne yaklaşık üç hafta geçti.

Asya’ya sırayla elimdeki ON8 kitaplarını vermeye başladım, sonra da Günışığı Kitaplığı’nın gençler için yayımladıklarını. Kitaplar üç dört gün içerisinde bana okunup geri geliyordu. Sınıftakilerin de dikkatini çekti elbette. “Sen evde test çözmüyor musun?” ya da “Ne zaman okuyup bitiriyorsun ki bunları?” gibi sorularla küçük kıskançlıkların dışavurumu oldu. Yahut “Bana da kitap getirebilir misiniz?” istekleri çoğaldı.

Asya’nın nitelikli bir okur olmak için katetmesi gereken yol uzun, biliyorum. Ancak ilk adımı atmış olması, dünyada ona göre de kitapların olduğunu bilmesi, sevdiği kitabı bir çırpıda okuyup bitirebildiğini görmesi de çok büyük adımlardı. Ne mutlu ona ki bu adımları attı. Bana ve bize de birinin elinden tutup, zorlandığı adımları atmasına verdiğimiz desteğin huzuru kalıyor.

Facebook Instagram Twitter Youtube