Müren Beykan - Kitap Sevdası

Anka kuşu hayal değil, çocukların ta kendisi!

Çocuklara diye yazıp, biz yetişkinlere de pek güzel okutmayı başardığı ünlü “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinin Doğa ve Kirlilik adlı kitabında Brigitte Labbé, “İnsan da… hayvanlar, bitkiler gibi doğanın sakinlerinden biri,” diye anlatıyor (Günışığı Kitaplığı). “Uygarlığın başından beri, insanın icatları yeni riskler ve yeni kirlilikler yaratmıştır.” Bu dünyada yaşamaya devam edebilmemiz için doğaya karşı her tür hoyratlığa, kişisel çıkar için her türden yok etmeye son vermek zorunda olduğumuzun altını çiziyor. Böyle kitapları çocuklarla birlikte okurken, bir yetişkin olarak utanç duymamak elde değil. Öyle ya, yasalarla bile korumayı başaramıyoruz çevremizi. Çünkü bunu bizim yerimize yapsın diye seçtiklerimiz adeta biçim değiştiriyor, ranta sevdalanıyor, doğayı katletmekte sakınca görmeyecek kadar körleşiyor.

Saklıköy’ün Kuşçusu adlı romanı okuyanlarımız da hatırlar; insan, doğadaki varlıklardan biri olduğunu unutup kibre kapıldığında çocuklar kurtarıyor dünyayı. Kadri Öztopçu, “Köprü Kitaplar” koleksiyonunda (Günışığı Kitaplığı) yayımlanan bu masalsı romanında kelleştirilen Keltepe’nin buruk öyküsünü çocukların yüreğinden doğru, aslında biz yetişkinlere anlatır. Usta karikatürcü Tan Oral’ın zarif desenleriyle daha da içimize işleyen bir söylemi var kitabın. Görmezden gelmekte hiç zorlanmadığımız hoyratlığımızı hatırlatıyor, doğaya sırtımızı dönüşümüzün altında yatan hırsların çocukların geleceğiyle zıt ilişkisine işaret ediyor.

Bazı kültürlerde simurg, bazısında zümrüdüanka, hüma, phoenix ve benzeri gibi değişik adlarla anılan efsanevi kuş “anka” büyük ve güçlüdür, rengârenktir ve ölümsüzdür; her seferinde küllerinden yeniden doğar ve Kafdağı’nın tepesinde eskisinden daha canlı ve güzel yaşamaya devam eder. Ne yazık ki, uygar dünya elinden geleni ardına koymadı, modernleşme adı altında hepimizi aldattı; ankanın da, çocukların da yurdunu –gezegenimizi– adeta talan etti. Kadri Öztopçu’nun, birlikte okuma ve paylaşımlara çok uygun olan bu lirik romanı, gezegenini seven herkese elini uzatıyor; anka efsanesi yeryüzünde yaşamın çocuklarla canlı kalacağına inancımızı pekiştiriyor.

Evet, çocuklarımızın birer anka olduğunu düşündüren kitaplar var ve bunlara ihtiyacımız giderek artıyor. Tek başına edebiyatla savaşlar kazanamayız belki ama dağları, tepeleri aşabiliriz. Küllerden yeniden doğabilmek gücü kazanabiliriz. Bunun için de, küllerinden yeniden doğacak anka kuşlarına yakın durabilir, onlarla etkili kitaplar okuyabilir, onların sesine kulak verebiliriz –yani çocukların sesine.

“Toprağa bir tohum ek ve sula. Çok değil, kısa bir süre sonra dünya öyle bir değişir ki!” Çok sevilen, çok okunan yazar Sevim Ak, Mahalle Sineması adlı çocuk öyküleri kitabını bu sözlerle sonlandırıyor (Can Yayınları). Gizli anka kuşlarına iyi gelecek bir kitaptan söz ediyoruz. Küçük bir kızın mahallesindekilerle tanışmasını, uçma sevdalısı Cem’i, gezme sevdalısı Gezgin’i ve değişik merakları olan mahalle sakinlerini anlatan gerçekçi 10 öykü, günümüz çocuğunun mahallesinden soyutlanmışlığına bakınca, aslında fantastik bile sayılabilir. Yazarın kardeşi, usta yazar ve karikatürcü Behiç Ak’ın desenleri de Mahalle Sineması’nın anka kuşlarına bir başka armağanı.

“Dünyayı öyküler döndürüyor” diyorum ya, özel bir öykü kitabını anmadan da geçmeyelim: Kalemler. Bir yıl önce yitiriverdiğimiz büyük edebiyat ustası ve düşünür Yaşar Kemal’in çocukları düşünerek yazdığı bir öykü bu. Sevilen illüstratör Sedat Girgin’in desenleriyle renkli bir kitap haline getirildi (Yapı Kredi Yayınları). Megakent İstanbul’un çöp alanlarına, oralarda çalışanlara dikkat çekiyor büyük usta. Anka kuşlarına başka bakış açıları işaret ediyor: Büyük kentlerin öğüttüğü yaşamlara gönül gözüyle bakmayı.

Anka kuşlarına inanan Yaşar Kemal gibi edebiyat ustaları da, bizler, hepimiz de dünyanın değişmesini istiyoruz. Hem de hemen, şimdi, zaman yitirmeden ve çabucak… Çünkü sabrımız tükendi: Dünyanın her köşesinde dayanılamayacak kadar çok acı var. Biz yetişkinler bu duygularla kederlenirken, çocuklara ne diyeceğiz, mutsuzluğumuzu nasıl, ne oranda ifade edeceğiz? Elbette, acıları onlara çıplak gerçeklik içinde anlatmak mümkün değil. Ancak, dünyanın toz pembe olduğu yanılgısını yaratmak da çocukları savunmasız bırakacağı için fazla acımasızlık olmaz mı!

Çocukların kendilerinin düşünerek, tartışarak güzeli, iyiyi bulması, dünyayı değiştirecek muhteşem birer anka kuşu olarak kocaman kanatlarını çırpmaları hayalimize ışık olan bir yarışma, bu yıl da gün sayıyor: Ülkemizin her köşesindeki 6, 7 ve 8. sınıf öğrencileri arasında düzenlenen Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın 2016 yılı takvimi hızla ilerliyor. 18 Mayıs Çarşamba günü katılım sona erecek ve bu yıl yine birbirinden ilginç yüzlerce yüzlerce öykü seçici kurulu sevindirecek, düşündürecek. Çevremizdeki ilgili yaş grubundan öğrencileri yüreklendirmenizi, onları “adalet” temasında yazarak düşünmeye teşvik etmenizi dilerim. Yazdıkça, okudukça daha iyi oluruz, bizler de, çocuklar da, ülkemiz de.

* Bu yazı, Happy Nest Bülteni’nin Mart 2016 sayısında, yazarın Gönül Çelen adlı köşesinde yayımlanmıştır.

Facebook Instagram Twitter Youtube