Biri olmadığında, diğerinin anlamı kalmıyordu…

Kitapları pek çok dile çevrilen Manuela Salvi, Türkçe’deki bu ilk romanında suç dünyasının içine sıkışan iki gencin masumiyetini ve aşkın yaşanabilirliğini sorguluyor. Birbirinin zıttı koşullarda yaşayan ve bir araya gelmesi olanaksız gibi gözüken gençleri sanatın sınırsızlığında buluşturan yazar, sevginin gücünü hatırlatıyor. Tutkulu bir hikâyeyi yalın bir dille anlatmayı başaran Salvi, İtalya’nın sıcak bir kentinde zorlu yaşamlardan kesitler sunuyor.

Konu Özeti

Aralarındaki mesafe ne kadar kısalırsa kısalsın, ikisi de Ay’ın iki farklı yüzünde yaşıyorlardı. Bianca ve Manuel. Biri aydınlıkta, diğeri karanlıkta. Ama biri olmadığında diğerinin de anlamı kalmıyordu. Paylaştıkları bu aşkın bir yarını olabilir miydi? Ailevi sorunlar, geçmişin travmaları, hayallerle gerçeklerin amansız savaşı, iki genci de öngöremedikleri bir cenderenin içine itmişti. Yalnızca resim ve müzik ikisine de aynı şeyleri söyler, tutkularını ortak bir dilde doğrular, çıkmazların ötesini görmelerini sağlar gibiydi. Yine de yarınları belirsiz, bugünleriyse çok tekinsizdi…

Manuela Salvi

1975’te İtalya’da doğan Manuela Salvi, okul yaşamını her zaman sıkıcı diye tanımlasa da, grafik ve görsel iletişim alanında İtalya’nın en prestijli üniversitelerinden sayılan ISIA’dan (Yüksek Sanat Enstitüsü) mezun oldu. Yazarlık denemelerine küçük yaşta başlamış, Viktorya Dönemi kızlarının öyküleriyle özellikle ilgilenmişti. Üniversiteden sonra iş bulmak için gittiği Londra’da, J. K. Rowling’in başarısından etkilenip, yazar olmaya karar verdi. Roehampton Üniversitesi Çocuk Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisans yaptı. Tezini, Batı çocuk edebiyatında cinsellik ve sansür üzerine hazırladı. Farklı yaşlar için, farklı türlerde yirmiye yakın kitap yazdı. Türkçe’de yayımlanan ilk romanı Ayın İki Yüzü’nü (E sarà bello morire insieme, 2010), Picabo Swayne. Le storie della devamı için tıklayınız