Aysu Çam - Genç Blog

Öykü – Özlemin Kokusu

Uçaktan aşağıya baktığı zaman ayaklarının altına serilmiş, özlediği güzelliği görebiliyordu: Akdeniz… Şimdiden burnuna gelen portakal kokusunu ciğerlerinde hissedebiliyordu. Birkaç yıldır, bu ciğerlerle sadece egzoz dumanı soluyabildiği İstanbul’dan sonunda ayrılmıştı. Kızını tekrar memleketine gelebilmek için ikna etmesi kolay olmamıştı. İstanbul’la ilgili güzel anıları yoktu. Saçlı getirdiği karısını saçsız kaybetmişti…

Akciğerlerindeki hastalığın da teşhisi orada konmuştu.

Birazdan iniyorlardı. Yanında oturan kızı da en az onun kadar heyecanlıydı. Bir yandan saatine bakıyordu, bir yandan da bir taksi ayarlayabilmenin telaşına düşmüştü.

Ah, özleminin kaynağı Akdeniz! Portakal, mandalina bahçeleri. Onları yeniden görecekti. Evini, karısından son izleri taşıyan o eski, minik evini tekrar görebilecek ve içinde dilediğince gezebilecekti.

İniyorlardı. Adamın özlemi yüreğinde kabarıyordu.

Yaşlı adamın, uçaktan inip karaya ayak bastıktan sonra kendine güveni gelmişti. Uzun zamandır bu kadar iyi hissetmemişti kendini. Sanki bir gençlik iksiri içmişçesine doğrulmuş, yorgun dizlerine kan gelmişti. Kızı, onun bu hâline şaşkın gözlerle bakıyordu. Elini uzattı babasına.

“Bırakabilirsin beni, memleketimdeyim!” dedi adam gülerek. Kızı, biraz güvensiz biraz da tedirginlikle yaşlı adamın elini bıraktı. Ama hâlâ tetikte beklemekteydi.

Havaalanındaki taksi onları alıp eve götürürken, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu yaşlı adamın. Anıları tek tek canlanıyordu. Her gün işine gittiği cadde, eşiyle buluştuğu pastane, hatta kızını küçükken götürdüğü kocaman oyun parkı bile yerli yerinde duruyordu. Sonunda evine gelmişti.

Ev, anılarındaki gibi ayakta duruyordu. Bahçesi biraz bakımsız olmasına rağmen, portakal ve mandalina ağaçları sanki ona gülümseyip, “Hoş geldin!” diyorlardı. Her bir ağaç tanıdıktı. Adam usulca eve girdi. İçerisi tozla kaplıydı, ama anıları hâlâ tertemizdi. Belki de toz, anıların üzerine örtülen sihirli bir örtüdür, diye düşündü adam, keşke daha önce gelebilseydim.

Kızı, bir yandan odaları teker teker gezip diğer yandan, “Baba, sanki bu evin içerisinde zaman donmuş. Sanki bir kapıdan annemin geleceğini hissediyorum,” dedi ve buruk bir yüz ifadesiyle ona doğru yürüyüp sarıldı.

“Tamam tamam,”dedi adam gülümseyerek. Kızının duygularını anlıyordu. “Evet, ben de bunu hissediyorum.”

Yaşlı adam yorgun düşmüştü. Salondaki bahçeye bakan büyük pencerenin önündeki üzeri örtülü sandalyesine doğru uzandı. Yavaşça oturdu. Nedenini bilmediği bir rehavet hissetti.  Başını geriye yasladı. Akdeniz, bir tuval gibi pencereyi kaplıyor, portakal ve mandalina ağaçları ise o tuvali seyrediyordu. Eşiyle beraber, ne kahveler, ne çaylar içmişlerdi bu bahçede.

“Seni özledim,” diye mırıldandı.

Birden bahçede bir karaltı hissetti. Eşi, elinde sepeti, yüzünde gülümsemesiyle ona el sallıyordu.

“Hadi gel artık. Portakallar oldu, görmüyor musun?”

Ait olduğu evde, ait olduğu bahçede, ait olduğu anılara gömülmüştü adam. Ellerini uzattı eşine…

 

*Aysu Çam’ın, ODTÜ Geliştirme Vakfı Özel Mersin Ortaokulu’nda 8. sınıf öğrencisiyken yazdığı “Ayna” adlı öyküsü Zeynep Cemali Öykü Yarışması’nın 2016 yılında ödüle değer görüldü.